Sabah erkenden kalktık. Otel bizi o kadar güzel ağırlamıştı ki ayrılmak oldukça zordu. Ancak, yolculuk devam etmeli. Kahvaltı sırasında, bu gezi boyunca birbirimizle adeta kardeş gibi olduğumuzu hissettik. Espiriler ve kahkahalar kahvaltı masasında havada uçuşuyordu. Gezilerin en güzel yanı, hiç tanımadığınız insanlarla bir araya gelip keyifli anlar paylaşabiliyor olmanız… Biz de bunu fazlasıyla yaşadık.

Kars Garı ve Suni Kardan Adam
Tren garına geldiğimizde bizi bir suni kardan adam karşıladı. Doğunun sembolü gibiydi adeta. Hatıra fotoğraflarımızı çekip Erzurum’a doğru yola çıktık. Bu uzun bir yolculuk olacaktı. Dörtlü masalarımıza yerleştik. Kimimiz çayını yudumladı, kimimiz kitap okudu, kimimiz ise sohbete daldı. Genç arkadaşların oyunlarına eşlik ettik; bu da yolculuğu daha keyifli kıldı. Manzara ise tek kelimeyle muhteşemdi. Kar, dağları bir yorgan gibi örtmüş, ağaçların dallarını beyaz bir gelinlik gibi süslemişti. Yolculuk ilerledikçe kar yoğunluğu arttı. Anlaşılan, Erzurum’a kar oldukça yağmıştı.

Cağ Kebabının Lezzeti
Erzurum’a vardığımızda ilk durağımız meşhur cağ kebabı oldu. Masalar hızla donatıldı; lavaş, bolca salata ve sıcak kebap şişlerde servis edildi. Her lokmanın tadı ayrı bir keyifti. Doyasıya yedik ve yürüyerek Kongre Binası’na doğru yol aldık.

Tarihi Kongre Binası ve Milli Duygular
Kongre binasının önüne geldiğimizde milli duygularımız kabardı. İçeriye girer girmez rehberimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün geldiği kongre binasının aslında daha önce bir yangında yıkıldığını, buranın daha sonra yeniden inşa edildiğini anlattı. Bu bina, Cumhuriyet’in ilk adımlarının atıldığı yer olması açısından büyük bir anlam taşıyordu. O dönemin mücadelesini anlatan fotoğraflar ve hikayelerle dolu odaları dolaşmak oldukça etkileyiciydi.
Paşa Evi ve Tarihi İzler
Kongre binasından sonra, Paşa Evi’ne doğru yürüdük. Dıştan tarihi bir yapı gibi görünse de, içerisi oldukça bakımsızdı. Zorlu kış şartları, binaya yıpratıcı etkiler bırakmıştı. Eskiden oteller olmadığı için misafirlerin evlerde ağırlanmasını öğrenmek bizim için ilginç bir detay oldu. Merdivenlerden çıktık ve o dönemin kullanımına uygun döşenmiş odaları gezdik. Tavan süslemeleri, ahşap işçiliğin zarafetini gözler önüne seriyordu. Bu tavanların güneşin doğuş ve batış yönünü gösteren bir pusula görevi gördüğünü öğrenmek oldukça anlamlıydı.
Çifte Minareli Medrese ve Üç Kümbetler
Dışarı çıkıp, Anadolu Selçuklu mezar mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Üç Kümbetler’e ulaştık. Hemen yanındaki Çifte Minareli Medrese ise, büyüleyiciydi. Rehberimiz, medresenin ustası ve çırağı arasındaki trajik hikayeyi anlattığında, minarelerin farklı yapım tarzını daha dikkatle inceledik. Sanatın içindeki rekabetin böylesine dramatik bir sona bağlanması etkileyiciydi.

Taşhan Çarşısı ve Oltu Taşı
Yürüyerek Taşhan Çarşısı’na ulaştık. İçeride, sıra sıra dizilmiş gümüş ve oltu taşından yapılmış eşyalar göz kamaştırıcıydı. Kızıma bir oltu taşı kolyesi aldım; bu değerli taşın onun aksesuarları arasında yer almasını istedim.

Veda ve Umut
Uçağımız saat 19:00’daydı. Zamanımızı değerlendirmek için bir kafede oturup çay ve kahve içtik. Ne yazık ki kış şartlarından dolayı Nene Hatun’un mezarını ziyaret edemedik. “Bir dahaki sefere” diyerek o gezimizi ileriye erteledik.
Her yönüyle dopdolu, samimi ve unutulmaz bir gezinin daha sonuna geldik. Kırılmadan, ötekileştirmeden, sevgi ve saygıyla yol aldık. Ve her zaman olduğu gibi umut vardı. Çünkü insan yeter ki istesin!
Sevgiyle kalın, yolculuk hep devam etsin!

