Zaman nedir, nasıl bir şeydir?
Zamana mektup nasıl yazılır?
Zamanı nasıl yaşadığımızın farkında mıyız?
Her gün yaşadığımız olaylar hep aynı aslında.
Kadınlar açısından yazıyorum… Sabah kalkarız, önce kahvaltıyı hazırlarız. Sonraodaları toparlarız, ortalığı şöyle bir düzene sokarız. Banyoyu kontrol ederiz.En son uğradığımız yer mutfaktır çünkü oradan çıkmak kolay olmaz…
Bir mesleğimiz varsa, kapıyı çekip çıkarız. Ya bizyokken evde kalanlar bu işleri yapar, ya da akşam eve döndüğümüzde hepsini bizhallederiz. Adeta bir robot gibi yaşarız. Zaman durmuş gibidir…
Bir gün kendimize zaman ayırmak isteriz.
İşte o an, zaman gerçekten durur.
YaşamınSırrı ve Tabiat Ana’nın Fısıltısı
Bahargelip de doğa yavaş yavaş uyanmaya başladığında, biz de ister istemez bir durupdüşünürüz. Artık nasıl kullanacağımızı düşünmeye başlarız: zamanı, hayatı,kendimizi… Niyetlerimiz devreye girer; bu niyetler, yıl boyunca bize eşlikedecek içsel pusulamız olur. Ağaçlara başka bir gözle bakarız artık. Yeşilintonları, gözümüzden önce içimize dokunur. Çiçekler, birer süs olmaktan çıkar;sanki her biri bir hikâye anlatır. Hayvanlara, insanlara, sokaktakarşılaştığımız tanımadığımız birine bile sevgiyle yaklaşırız. Bu, doğanın bizearmağan ettiği sessiz bir uyanıştır.
Tabiat Ana, her yıl bize bir şeyler anlatmayaçalışır aslında. Rüzgarla kulağımıza fısıldar, yağmurla yüzümüzü yıkar,çiçeklerle gönlümüzü süsler. Biz çoğu zaman bu dili anlamayız. Oysa birazdursak, biraz dinlesek… Anlamaya başlarız. Hayatın karmaşası içindeunuttuğumuz, bastırdığımız o içsel sesi yeniden duyarız.
Geçenlerde sosyal medyada karşıma çıkan bir olaybeni derinden etkiledi. Yaşı epey ilerlemiş bir adama, uzun yaşamın sırrınısoruyorlardı. Eskiden bu tür sorulara hep aynı cevaplar verilirdi: sağlıklıbeslen, yürüyüş yap, sigaradan uzak dur… Ama bu adam farklıydı. Gözlerindekiışıltı hemen dikkatimi çekti. Çünkü, anlatırken ağzından çıkan kelimeler değil,gözlerinden taşan yaşam sevinciydi esas olan. İçindeki çocuk, hâlâ oradaydı.Ruhu yaşlanmamıştı.
Diyorduki;
“Ben,hayatımı her şeyi severek anlamlandırıyorum. Yazı,kışı, baharı, sonbaharıseviyorum. Hepsini dolu dolu yaşıyorum.Hiç gocunmuyorum.Zamanı düşünmüyorum.”
İşteo an fark ettim: Gerçek gençlik, bedende değil, ruhtadır.
Belki de bizler, yaşamı fazlasıyla hesaplarla,planlarla, kurallarla ölçüp tartıyoruz. Oysa hayat, en çok hissedildiğindegerçek. En çok sevildiğinde değerli. Ve belki de yaşamın sırrı, her sabahdoğaya, insanlara, kendimize sevgiyle bakabilmekte gizli. Tıpkı Tabiat Ana’nınbize her sene yeniden hatırlattığı gibi: Hayat bir döngüdür, ama sevgiylebakıldığında her seferinde yeniden başlar.
Ozaman bizde şöyle diyelim ve “Zamanın zamansızlığına” niyet edelim.
Saygılar…




