Sesimi Duyan Var Mı?

2
380

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi

Bu tarihte bir arkadaşımla (Sy Selahattin Karslı) Erzurum Sivil Savunma Arama Kurtarma Birlik Müdürlüğünde 24 saatlik Acil Durum nöbetindeydim.

Saat sabahın dört buçuğu ve telefon çaldı. Erzurum Valiliğinden aradığını söyleyen santral memuru Sakarya’da çok büyük bir deprem olduğunu söyleyerek telefonu kapattı.

Hemen kurum amirini aradık ve tüm arama ve kurtarma personelini göreve çağırdık. Tüm personel derken zaten 23 Arama Kurtarma Teknisyeni ve bir kurtarma aracımız vardı.

Tabi kurum olarak kendimizce hazırlık yaparken, gelen yeni felaket haberinde Sakarya ilinin yanında Kocaeli, Yalova, İzmit, İstanbul’un Anadolu Yakası ve çevre ilerde de hasar oluştuğu söylendi.

Valilik ve Sivil Savunma Genel Müdürlüğü koordinesinde Erzurum-Ankara tarifeli uçağıyla 11.45’te Ankara’ya hareket ettik. Ankara havaalanından hemen Genel Müdürlüğümüzün (Bu kurumun ismi diğer üç genel müdürlüğün birleşmesiyle 2009 yılından sonra AFAD oldu) gönderdiği otobüsle Yalova’ya görevlendirildiğimizi öğrendik.

Bünyemizde bulunan bir Kurtarma aracı da kara yolu ile arkadan gelecekti.

Otobüsle yola çıktık fakat bizim arama kurtarma ekibi olduğumuzu belirten ne bir işaret ne bir yazı ne de bir uyarı levhası vardı otobüste. Dolayısıyla trafikte hiç kimse bize öncelik vermiyordu. Şoförümüzün maharetiyle afet haberinden 26 saat sonra dağ yollarından önce Sakarya’ya daha sonra Yalova’ya ulaştık.

O zamanki adıyla Kriz merkezi bizi hemen Mesa Sitelerine görevlendirdi ve ikişer personelden üç ekip olarak arama kurtarmaya başladık. Daha sonra benim ekibime 15’er kişilik Çanakkale ve Sivas Belediyesinden işçiler görevlendirildi.

Tabi bizim olduğu kadar işçilerinde müdahale tecrübesi fazla yoktu. Bizim Birliğimizin tek bir kurtarma aracı vardı ve oda başka enkazlar da görev yaptığından ulaştığımız canlılara ortamdan bulduğumuz çeşitli emprovize malzemelerle müdahale etmeye çalıştık. Gittiğimiz ilk gün vatandaşların ulaştığı fakat kurtarmadığı 4 canlıyı kurtardık. Bu bize çok büyük moral verdi.

Tabi hayatını kaybetmiş ve enkazlara bakınca görülen hayatını kaybetmiş vatandaşlar vardı ve biz onlara herhangi bir müdahale yapamıyorduk. Çünkü çok yetersizdik ve öncelikle sağ olan insanlara ulaşmak istiyorduk.

Maalesef gündüz 06.00’da başladığımız müdahale faaliyetlerine akşam 21.00 gibi bırakıyorduk. Çünkü gece çalışmasını yapacağımız ne bir imkan nede devredeceğimiz yedek bir ekip vardı. Aslında çok çaresizdik.

Erzurum Ekibi olarak Kriz Merkezinin hemen yanında futbol sahasında kurduğumuz çadırlarda kalıyor, her gün ve her öğün bulabilirsek kahvaltılık ekmek arası peynir, zeytin, domates vb. yiyor, gidebilirsek öğle yemeğini (Fasulye-pilav, çorba vb.) yardım derneklerinin aş evlerinde yiyorduk. Tabi çadırlarda herhangi bir konfor olmadığından sıcaktan uyuyamıyor, kirli elbiselerimizi değiştiremiyor, hakem kulübesinde yaptığımız basit düzenekle banyo yapıyorduk.

İlerleyen günlerde Emniyet Genel Müdürlüğüne ait hafif donanımlı kaza kırım araçlarını bize verdiler ve o araçlar sayesinde biraz daha hızlı ve teknik müdahale yapabildik.

İlerleyen gün ve tarihlerde görev yaptığımız sitede çok çabaladık sağ ve daha çok hayatını kaybetmiş vatandaşlara ulaştık.

Yaklaşık 20 günlük bu müdahale günlerinde çokça acılı ailelerle ağladık, dik durmaya ve bütün ekibimizle beraber imkansızlıklara rağmen en büyük performansı sergilemeye çalıştık.

O zamanki imkansızlıklar unutulmayarak özellikle devlet tarafında 2001 yılından sonra çok büyük yatırımlarla müdahale ekipleri personel ve araçlarla güçlendirildi.

Şimdi kara, hava ve diğer tüm ulaşım araçlarıyla ulaşımda da çağ atlamış olan ekiplerimiz, bu kadar nimetin içerisinde müdahalede büyük bir performans düşüklüğü ve disiplinsizlik yaşadığını açıkça söyleyebilirim.

Asıl olan şu ki;

Ülke genelinde müdahale hizmetlerinin arttırılması yerine, afetler olmadan önce afeti nasıl önleriz ve afet olduğunda zarar gören yapı stoğumuzu nasıl güçlendiririz çabasına odaklanmamız daha akıllıca olacaktır.

Öyleyse; tüm illerde AFAD bünyesinde uygulanmada olan İRAP’a (İl Risk Azaltma Planı) gerektiği önemi ve tüm enerjimizi vererek müdahaleye gerek bile kalmayacak yaşam standartlarını yerine getirmeliyiz.

Son Söz;

Marmara Depreminde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilerken, özellikle zihinsel tahribata uğrayan tüm afetzede yakınlarına geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

Bu arada; Marmara Depreminde özveriyle çalıştığımız Değerli Sivas ve Çanakkale Belediyesi çalışanlarına, Sy Suat Yılmaz, Sy Metin Yılmaz, Sy İsmail Eser, Sy Ahmet Çağlar, Sy İsa Akçay mesai arkadaşlarıma ve o zamanki Yalova Sivil Savunma İlçe Müdürümüz Sy Aydın Kuran Bey’e tüm afetzedeler adına selam ve şükranlarımızı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.

Not: Yazılarımın tümü veya bir kısmı sahiplik göstermeden yayınlanamaz.

2 YORUMLAR

    • İnşaAllah böyle afetler görmeyiz diyeceğim ama maalesef yine çok büyük depremler olacak. Fakat biz nasıl hazır olacağız o önemli.
      Tabi pek bir şeyin değişeceğini de sanmıyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz