Savaşsız Bir Dünya

0
870

Güçlü Kalmalıyız

Sedat Ergani-Acil Gündem Gazetesi

İnsanlık tarihi boyunca insanların en büyük tehdidi yine kendi türü olmuştur. Küresel ölçekte çatışmalar, terör olayları ve savaşlar insan yaşamını tehdit eden en önemli unsurlar arasında yer almıştır.

İnsanoğlunun bencilliği ve açgözlülüğü, kıymetli madenleri veya stratejik bölgeleri ele geçirmek uğruna daha güçsüz toplumların ölüm, yıkım ve zorunlu göçe maruz bırakılmasına neden olmuş, ne yazık ki bu acı tablo günümüzde de devam etmiştir.

Vicdanı ve merhameti olmayan devletlerin, akıl almaz bahanelerle başka ülkelere saldırması; cehaletin, bencilliğin ve güç istismarının en açık göstergesidir.

Her ne kadar dünya genelinde saldırgan devletleri durdurmak veya haksız müdahaleleri engellemek amacıyla kurulmuş uluslararası yapılar bulunsa da, bu kurumlar çoğu zaman etkisiz bir “kınama mekanizması” olarak kalmaktadır. Bunun temel nedeni, Birleşmiş Milletler’deki kararların her hâlükârda Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesi (Rusya, ABD, İngiltere, Fransa ve Çin) tarafından şekillendirilmesidir. Bu durum, BM’nin bile güçlü devletlerin çıkarlarına hizmet eden bir yapıya dönüşmesine yol açmaktadır.

Geçmişte savaşlar genellikle askerî hedefler üzerine inşa edilirmiş gibi görünsede, en büyük kayıpları sivil halk yaşamakta; evler, okullar, ibadethaneler ve hastaneler açıkça hedef alınmaktadır. Yani günümüzde siviller ve sivil kurumlar hiçbir şekilde korunmamakta, uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen açıkça hedef alınmaktadır. Özellikle Ortadoğu’da yakın tarihte yaşananlar, insanlığın nasıl bir vicdan krizinden geçtiğinin en net örneğidir. Adaletin nerede olduğunu sorgulayan mazlum toplumlar çırpınırken, saldırgan devletler sömürü politikalarına devam etmektedir.

Dünya şartları giderek zorlaşmakta, bazı devletler varlıklarını sürdürebilmek ya da güçlerini pekiştirmek için saldırgan politikaları meşru görmektedir. Nitekim bugünlerde ABD’nin çeşitli gerekçelerle Venezüella’nın yeraltı kaynaklarına el koymak amacıyla harekete geçebileceği yönünde güçlü işaretler bulunmaktadır.

Sonuç olarak; eğer bir devlet güçsüzse ve halkı birlikten uzak, kendi içinde ayrışmış durumdaysa, o toplum dış müdahalelere açık hâle gelir. Böyle bir ortamda halk; ölüm, yaralanma, sakatlık, ailenin parçalanması, mal varlığının kaybı ve en acısı da vatanını terk ederek mülteci konumuna düşme gibi ağır bedeller öder.

Bu nedenle ülkemizin güçlü kalabilmesi için:

• Birlik ve beraberlik içinde olmamız,

• Devletimize güvenmemiz,

• Gelişen teknolojiye ayak uydurup işi ehline vererek, güvenilir yöneticiler seçmemiz,

• Ve hangi işi yapıyorsak en iyisini yapmak için bireysel çaba göstermemiz gerekmektedir.

Ayrıca olası savaş ve kriz ihtimallerine karşı; Sivil Savunma Tedbirleri’nden olan;  Avcı Birliklerine katılım, Kılavuzluk faaliyetleri ve Kişisel Korunma önlemleri gibi hazırlıkların da önem taşıdığı unutulmamalıdır.

Tüm bu gelişmeler karşısında güçlü kalmanın tek yolu birlik olmak, bilinçli olmak ve geleceğimizi hep birlikte savunmaktır.

Afetsiz ve çatışmasız bir yaşam dileklerimle; Hoşçakalın.

Haftaya ‘Savaş Hazırlıkları’ konusunu sayfamıza taşıyacağım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz