Bugün bir pazara çıkan insanın aklındaki tek soru “Ne alsam?” değil; “Hangisini almaktan vazgeçsem?” sorusu oldu. Domatesin kilosuna bakan, meyve tezgâhının önünde durup çocuklarına açıklama yapmak zorunda kalan, etiketleri hesap makinesi gibi zihninde çarpıp bölen milyonlarca insan var bu ülkede. Çalışan insanlar bile ay sonunu getiremiyor. Maaşlar ceplere girmeden kredi kartlarına, kredilere, kiralara dağılıyor. İnsanlar artık hayal kurmuyor; sadece yetişmeye çalışıyor.
Bir zamanlar “çalışırsan geçinirsin” denirdi. Şimdi ise çalışanlar da borç içinde yaşıyor. Sabah işe giden milyonlarca insan, akşam eve yalnızca yorgun dönmüyor; aynı zamanda eksilmiş dönüyor. Eksilen sadece para değil; umut, güven ve yaşam isteği de eksiliyor. Üstelik işsiz kalanların korkusu ise daha ağır. Çünkü iş bulmak zor, bulunan işin maaşı yetersiz, yaşam maliyetleri ise durmaksızın artıyor.
Pazarda insanlar artık kilo ile değil tane ile alışveriş yapıyor. Meyve almak isteyen sebzeden vazgeçiyor, sebze alan peynir alamıyor. Bir annenin çocuğuna “Bu hafta bunu alamayız” demesi, bu ülkenin en ağır ekonomik verilerinden biridir aslında. Ama bunlar rakamlara sığmıyor. Çünkü gerçek enflasyon bazen bir çocuğun mahcup bakışında gizlidir.
Bütün bunlar yaşanırken ekranlarda ne izliyoruz? Siyasi tartışmalar… Birbirine bağıran yorumcular… Magazinleşmiş siyaset… Kimin ne dediğinin, kime laf soktuğunun saatlerce konuşulduğu programlar… Halkın mutfağı yanarken ekranların gündemi çoğu zaman başka bir dünyanın hikâyesi gibi ilerliyor.
Oysa toplumun gerçek gündemi çok daha başka. İnsanlar hangi partinin kimi suçladığını değil, kira gününü nasıl geçireceğini düşünüyor. Gençler ideolojik kavgalardan çok iş bulup bulamayacağını merak ediyor. Emekliler ekran başında tartışma değil, pazarda biraz daha ucuz ürün görmek istiyor. Vatandaş artık siyasi polemik değil, nefes almak istiyor. Ekonomi bu haldeyken herkes düşünceli, kaygılı ve güvensiz bir halde maalesef…
Bir ülkenin gündemi ile halkın gündemi bu kadar farklı olmamalı. Çünkü gerçek hayat stüdyo ışıkları altında değil; mutfakta, pazarda, faturaların arasında yaşanıyor. İnsanların sesi duyulmadığında, ekonomik sıkıntılar yalnızca cebimizi değil toplumsal ruhumuzu da yıpratıyor. Gününü kurtarmaya odaklanmış insanlara gelecek vaatleriniz komik geliyor, hele ki o gün taş gibi ağırsa…
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, halkın gerçek gündemine dönmek. Çünkü açlık, yoksulluk, işsizlik ve geçim derdi; siyasi magazinin gölgesinde kalamayacak kadar büyük meselelerdir. Magazinin her türlüsüne doyduk artık, biz gerçek anlamda karnımızı doyurmak ve en temel yaşam koşullarımızı rahatlıkla sağlamak istiyoruz.




