AFETLERDE KADER ALGISI VE FELEK MESELESİ…

0
741

Son yıllarda ülkenin hemen her bölgesinde afet ve acil durumlarla ilgili vakalarda görev yaptım. Hangi bölge olursa olsun, yardımına gittiğimiz Türk vatandaşının “Allah’ın afeti işte memur bey, ne yapalım!” söylemine şahit oldum. Yanlış içselleştirilmiş kader algısının kelimelere dökülmüş olan bu şekli beni çok düşündürdü ve biraz araştırdım. Ve öğrendim ki: İslam inancına göre İnsan, kendi iradesi dâhilinde olan her şeyden sorumluymuş…

Ve Türkiye bir afet ülkesi değil deprem ülkesiymiş! Yani, bu coğrafyanın gerçeği olan depremin meydana gelmesi doğal, afete dönüşmesi kader değilmiş…

Fay hatları üzerinde yaşıyoruz. Malzemesinden çalarak, zemin etüdü yapmadan, mühendislik hizmeti almadan inşa ettiğimiz yerleşkelerde yaşamamız, doğa ve eşya ile anlamlı bir ilişki kuramadığımızın işaretiymiş. Çünkü Kur’an, Yunus Suresi 44. ayette “Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.” demektedir. Aslında “kader” hak ettiğimizmiş!

Konuyu biraz daha derinleştirelim isterseniz.

Sünni gelenekte Allah’ın olacak her şeyi evvelden bilmesi söz konusudur ve zamanı geldiğinde olacak olanlar ortaya çıkar. Yani gerçekleşir. Yaratıcının iradesiyle tecelli eden bu duruma “yazgı” denir. İslam topluluklarında zaman içerisinde meydana gelen bu olaylar karşısında çeşitli görüş farklılıkları ortaya çıkmıştır. Şimdi bunlardan birkaçına yer verelim.

Mâturidi geleneğinde, kulun iradesi kendisi tarafından oluşturulur. Allah kulun gücünün yetmeyeceğini ona emretmez ve her emrin bir hikmeti vardır. Tabiatta meydana gelen her olay Allah’ ın takdiriyledir. Bu nedenle insanın yeryüzündeki her türlü faaliyeti Allah’ ın iradesi dışında gerçekleşmez.

Mu’tezile görüşüne göre insanın hür iradesi söz konusudur. Dolayısıyla insanın başına gelen her türlü kötülüğün sebebinin insan hatasından ve doğal faktörlerinden kaynaklandığını, Allah’ın kötülük yaratmayacağı ve insan davranışını kötü bir şeye yöneltmeyeceği savunulur.

Cebriye geleneği insanda özgürlüğün ve özgür iradenin söz konusu olmadığını, her şeyin kader tarafından belirlendiğini savunmaktadır.

Eşari anlayışına göre tabiatta meydana gelen bütün olaylar Allah’ın fiilleridir. İnsan özgürdür, hürdür ama kaderi değişmez. Kadere boyun eğmek, rıza göstermek ve kabul ederek yaşamak gerekmektedir. Bugün Türkiye’de çoğunlukla hâkim olan kadercilik anlayışı bu sınıfa girmektedir.

Kadim bir söz vardır, “coğrafya kaderdir” diye. Hatta bu söz çoğunlukla İbn-i Haldun’ un Mukaddime isimli eserinde geçer diye söylenir. Ancak bu eserde tam olarak böyle söylenmese de yaşanılan mekânın insan doğası, yaşamı ve inanç dünyası üzerine çok büyük bir etkisinin olduğu ifade edilir.

Evet, coğrafyanın insan yaşamında, kültür ve medeniyetinde yadsınamaz bir ağırlığının olduğu gerçektir ve tecrübeyle sabit sonuçtur. Kaldı ki güvenlik kültürlü, afet temelli bir yaşamla önüne geçilebilecek kayıpların, insan ihmaliyle meydana gelen sonucunun adını kader diye değerlendiremeyiz. Bu sorumluluktan kaçmak, yaşamına aklı ve bilimi katmamaktır.  Zira kader, bütün güvenlik önlemlerinin alınmasından sonra meydana gelen olayın adıdır. Kader, seçimlerimiz veya özgür irademiz dahilinde cereyan etmiyorsa, yazılmış bir senaryoyu oynuyorsak, hiçbir günahımızın olmayacağı bu durumda Tanrı neden cezalandırıp/ödüllendirsin ki?

Böylesi bir anlayışın cennet ve cehennemi neden olsun ki? 

Felek Meselesi…

Allah kötülük, çirkinlik, musibet ve bela yaratmaz. Güzel olan her şey Allah’ tandır. Öyleyse yaşanılan bu kadar acı verici, kötü, çirkin diye tabir ettiğimiz olayların sorumlusu kim olacaktır?

Güzel olan her şey Allah’tan, musibet, bela, kötülük ise felektendir. Yani kaderin kötü tecellisinin sebebi ve adı felektir. İslam kozmolojisi Orta Çağ’da yuvarlak ve dönme özelliği olan gökcisimlerine Felek derdi. Hatta 9 tane felek olduğunu, bunların iç içe geçmiş olarak dünyayı çevrelediği varsayılan sanal çemberler olup Felekte Ay (Kamer), felekte Utarit (Merkür), felekte zühre (Venüs, Çobanyıldızı), felekte şems (Güneş), felekte merih (Mars), felekte müşteri (Jüpiter), felekte zuhal (Satürn), 8. Felek sabit yıldızlar, burçlar feleği, 9. Felek ise bütün feleklerin üstünde, hepsini çepeçevre saran felek-i azam ya da arş da denir.

Felek bildiğimiz anlamıyla kader, yazgı gibi kavramlara karşılık gelmekte olup zamanın akışını temsil eder. Dünyanın sabit olduğu inancına göre; ismi geçen bu felekler tersine döner ve böylece diğer yıldızların düzeni bozulur. Bozulan bu düzenin bize yansıması kötülük, musibet ve çirkinlik olarak yansıyacaktır. Bu durum bizim kaderci anlayışımızın temelini oluşturur. 

Afet ve acil durumlarda yaşadığımız felaketlerin, kötü durum ve musibetlerin sebebini felek anlayışıyla içselleştirdiğimiz için kendi sorumluluğumuzu ve irademizi ortadan kaldırıyoruz. Çünkü göklere erişemiyor, tersine dönen bu sisteme gücümüz yetmiyor ve çaresizce yaşananlara rıza gösteriyoruz. Yanlış içselleştirdiğimiz bu kader anlayışı ise bize dirençsizlik, teslimiyet, sorgulamama ve sorumluluğu kabul etmeme gibi maruziyetler ortaya çıkartmaktadır.  

Bütün bunlar ışığında; bugün Türkiye genelinde afetlerle ilgili yapılması gereken en büyük risk planlamasının, “Türk vatandaşının yaşadığı afetleri gerçek anlamda algılaması önündeki engellerin kaldırılması, dürüst, ahlaklı davranması, değerler eğitimi alması ve samimi olması” yönünde yapılması gereken çalışmalar olduğu tecrübe edilmektedir.

Bununla birlikte doğa ve insan sevgisi olmayan toplumlar bulundukları zaman ve mekânın yabancılarıdır. Ve doğa yabancıyı değil, uyumlu olanı ister, seçer ve yaşamına olanak sağlar. Hala bunun farkına varamadan yaşayan bizlerin hangi fay, ne zaman deprem üretir diye konuşmamız trajikomik bir durumdan öteye gitmemektedir.

Türkiye’deki doğa olaylarının afete dönüşmesinin ve yaşadığımız üzere çok büyük maddi ve manevi zarara uğramanın nedenini feleğin çarkına bağlamamızın kökeninde doğa değil, insan vardır!

Son söz:

Tabi ki doğanın kendi yaşam döngüsünde meydana gelen olayların bize vereceği tüm zararı ortadan kaldıramayız. Ama azaltabilir, minimuma indirecek iradeyi sergileyebiliriz. Çünkü ülkemizin afetlere neden olan risklerini biliyoruz. Yapmamız gereken bu risklere karşı öncesinden önlem almak, hazır olmaktır. İrademizi aşan olaylara verdiğimiz isim kapasitemizden üstün değilse bunu adı kader, yazgı ya da felek olamaz.

Afetsiz günler dileğiyle…

Önceki İçerikDiplomanın Değeri mi Kaldı?
Sonraki İçerikNistagmus
Hüseyin KANZA - ORTAK PAYDAMIZ AFETLER
HÜSEYİN KANZA1970 K. Maraş / Afşin doğumludur. Gaziantep Teknik Lise Elektrik Bölümü, Bursa Polis Okulu Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi, Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Afet Risk Yönetimi Yüksek Lisans mezunu Halen Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümünde öğrenimine devam etmektedir. Vatani görevini yedek subay (Komando Asteğmen) olarak Siirt-Pervari’de tamamladı. 1993 -2005 yılları arasında Bursa, Bitlis, Malatya ve Konya İl Emniyet Müdürlüklerinde Polis Memuru olarak görev yaptı. İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Görevde Yükselme Sınavını kazandı ve 2005 yılında Hatay Emniyet Müdürlüğüne Sivil Savunma Uzmanı olarak atandı. Hatay Defterdarlığı, Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü, Bursa Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğü, Bursa AFAD ve Bursa İl Özel İdaresinde Sivil Savunma Uzmanı ve Şube Müdürlüğü ile Nizip Çadırkent Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremlerinde Adana, Kahramanmaraş, Malatya ve Hatay illerinde 6 ay görev almıştır. 2020 yılında "Ortak Paydamız Afetler", 2025 yılında "Türkiye'de Afet Yönetim Sistemi Sorunları" isimli kitapları yayımlanmıştır. Bursa ve Kahramanmaraş’ta yayımlanan gazete ve dergilerde, afet ve acil durumlarla ilgili köşe yazarlığı yapmakta olup evli iki çocuk babasıdır. Halen Bursa İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görevine devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz