Gezilere gittiğimizde, elimizdeki cep telefonlarıyla her şeyin fotoğrafını çekiyoruz. Düğünlerde, eğlencelerde, cenazelerde… Sonra, bu fotoğraflara baktığımızda uzakları yakın ederiz, hatıralarımız canlanır. Özlem duyarız, hasret gideririz.
Bir aile ziyaretinden dönerken, anneve babamızın arkamızdan el salladığını gözlemleriz. Onların nasılyaşlandıklarını fark ederiz. Gençlikte hep bir yerlere gitmek, eğlenmek, gezmekisteriz. Ancak sevdiklerimiz, bıraktığımız yerde durur. Zamanla, mecburenyerleştiğimiz şehirler bize yuva olur. Ama bir türlü tam olarak bağlanamayız…
Büyüklerimiz şöyle derdi: “Kan çekiyor…”
Kan mı çekiyor, yoksa yetiştirilme tarzımız mı bunu gerektiriyor, bilmiyorumama bir şeyleri değiştirmeye çalıştıkça, dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz.Belki de burada tek önemli şey güven… İçinizde bir boşluk yaratmayın.
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, iç dünyasında hep yalnızdır. Ne düşündüğünükimse bilemez. Etrafına ışık saçmaya çalıştıkça anlaşılmıyorsa, hepyadırganıyorsa, zamanla içine dönüp yaşamaya başlar. Güveni azalır,paylaşımlardan kaçınır, sessizleşir.
Bu düşünceler ışığında, tek yaptığım şey yazı yazmak… Kendimi buluyorum.Tekrar tekrar yazdıklarımı okudukça, hatalarımı fark ediyorum. Başkasının benieleştirmesine gerek yok; ben zaten kendimi eleştiriyorum. Bazı konularda tavırkoymam gerektiğini, bana nasıl davranıyorlarsa öyle cevap vermem gerektiğiniartık daha net bir şekilde anlıyorum.
Uzak diyarlar derken, daha mı özgürüz, daha mı rahatız, daha mı güvenliyiz,bilemiyorum.
Bildiğim tek şey, etki altında kalmadan istediğini yapabilmek…
Hani, doğurduğun çocuğa ömrünü verirsin, okutursun, iş güç sahibi yaparsın ya!Sonra da ayaklarının üzerinde durmasını istersin. Sana göre, iyi bir eğitimalmıştır. Karşısına narsist birisi çıktığında, değişmeye başladığını görürsün…Çünkü bu yönden düşünemezsin. Hep iyi bir insan olmasını istersin! Sana nasılbağımlıysa, o kişiye de bağımlı olmuştur. Bütün duyguları öğrenir. Başkasıtarafından sevilmek, önemsenmek, duygusal olarak onu etkiler.
Son zamanlarda sıkça duyduğumuz bir kelime var: “Etki yasası…”
Aslında hayatımızın her anını, etkileşimlerle yaşıyoruz. Eskiden buna”baskı kurmak” deniyordu. Kim kime baskı kurarsa, üstünlüksağlıyordu. Anne-baba çocuğuna, eşler birbirine, yönetici çalışanlarına,fabrika sahibi işçilerine, hatta bizden daha alt statüdeki insanlara bile yangözle bakamazdık.
Her sabah kapıcıya, temizlikçiye, simit satıcısına, gişe görevlisine, otobüsşoförüne, komşumuza bir “Günaydın” desek, teşekkür etsek, dilimiz mi aşınır?
Hadi başlayalım!
Kimsenin etkisi altında kalmadan, özgürce yaşayalım, yaşatalım. Her gün yeniden doğan güneş gibi ışığımızı yayalım.

