
Hemen cevap verelim; evet afetlerin bir kısmı durdurulabilir ama bazıları kesinlikle durdurulamaz.
Örneğin; Doğa Kökenli Afetler; sel, su baskını, çığ, kaya düşmesi, toprak kayması vb. İnsan Kökenli Afetler; yangın, trafik kazası, savaş, terör saldırısı vb. Teknoloji Kökenli Afetler; baraj patlaması, büyük sanayi ve ulaşım kazaları vb tamamen durdurulabilir afetlerdir.
Dere yatağına yerleşime izin verilmez, muhtemel sel suları büyük havza veya barajlarda tutulsa sel durdurulabilir.
Trafikte kurallara uyulursa kaza riski minimuma indirilebilir,
Sanayide tüm risklere karşı önlem alınırsa herhangi bir kaza meydana gelmez.
Fakat özellikle doğa afetlerinden deprem maalesef önlenebilen bir afet değildir.
Deprem nerede/ne zaman, nasıl, hangi şiddet ya da büyüklükte olacağı bilinmeyen bir afet türüdür. Belki büyüklüğü ve nerede olacağı tahmin edilebilir, fakat gel gör ki kesinlikle engellenemez.
Çok geniş bir coğrafya ve yerleşim yerine zarar veren deprem, bir doğa olayı, yaşamımızın bir parçası ve gerçeğin ta kendisidir.
Ülkemizin neredeyse tamamının deprem kuşağında olduğu bilindiğine göre şunu açık yüreklilikle söyleyebiliriz ki; 65 yaşına kadar yaşayacak bir kişi, ömründe en az 3 veya 4 kez büyük bir deprem yaşayacaktır. Büyük bir ihtimalle akrabalarını, komşularını ve birikimlerini kaybedecek, çok pişmanlıkları olacak ve boşuna dövünüp duracaktır.

Zarar göreceğimizi bile bile hiçbir önlem almıyor, aldırmıyor ve muhtemel zararlara peşinen razı oluyoruz. Hatta daha ileri gidip bu doğa olayını kolaya kaçıp yaşanacak bir kader olarak kabul ediyoruz.
Hayır, çok büyük acılar yaşamak ve ölmek zorunda değiliz.
Deprem bizi öldüremez.
Deprem bize zarar da vermez.
Bize zarar veren vurdumduymazlığımız, inanç ve öğrenilmiş çaresizliğimizdir.
Bize bir şey olmaz (Olur olur hem de bal gibi olur),
Kul kaderini yaşar (Yüce Allah; ‘Kaderini ben kulumun çabasına bağladım’ buyuruyor),
Allah’tan gelene yapacak bir şey yok (Var var sen önlem almaz isen Allah cc ne yapsın).
Diyeceğim o ki;
Bizler hiçbir şey yapmadan sadece birilerinden kurtarıcı olmalarını bekliyoruz.
Bizi bu duruma kimler düşürüyor? Onu sorgulamak gerekir.
Sorgulayalım, çünkü alınması gereken Hayati Önlemleri ve Afet Kültürünü işte bize bu tembelliği aşılayan zihniyet yaşatıyor maalesef.

Deprem dediğin nedir ki?
Basit bir yer kabuğunun magma üzerinde yüzerek yer değiştirmesiyle meydana gelen sarsıntıdır. Sadece bu sarsıntıya karşı dayanıklı yapılar yapsak, muhtemel zararların %95’ini bertaraf etmiş oluruz.
Diyeceksiniz ki acıları önlemek bu kadar kolay mı?
Evet maalesef bu kadar kolay.
Bizi yönetenlerden istirhamımız; lütfen bir an önce illerimizde belirlenen Afet Risklerinin afete dönüşmeden Afet Zararlarının azaltılması için acilen gerekenleri yapınız.
Halktan istirhamımız ise; Afet Dönüşümü için çabalayan Kıymetli Yöneticilerin afet zararlarının önlenmesi için yaptıkları çabalara mutlaka destek verip, özellikle dönüşüme direnç göstermeyelim.
Hayat kısa, afetlere göz yumup ağlayarak değil, afet zararlarını önleyip gülerek yaşamayı öğrenelim.
Afetsiz günler dileriz.

