-Hikâye’ ye….
-Anlamadım?
-İrrasyonele…
-Yine anlamadım! İrrasyonel ne ki?
-Hayatımız o kadar gerçek ki; hayale, gerçek olmayana ihtiyacımız var…
-Benim gerçeğim ne ki?
-Senin kurduğun dünyada, senin ihtiyacın olan şeylerin temellendiği, nesnel olan her şey…
-Benim dünyamla sizin dünyanız farklı mı ki?
-Her insan ayrı bir dünyadır; ortak paydalar için hikâye dinleriz…
-Ortak paydamız ne ki?
-Herkeste farklı hissedilen duygularımız, gerçek olmayan, irrasyonel olan şeyler…
-Dinlediğimiz hikayeler gerçek değil mi ki?
-Hakikat olabilir ama gerçek değildir…
-Hakikat ne ki?
-Gerçeğin düşünsel yansımasıdır. Bu yazıyı okurken elinde bulunan telefon gerçek, zihnindeki yansıması hakikattir…
-Duygularımız bize hakikati göstermez mi?
-Sence?
-Sorularıma hep soruyla cevap verdin ama!
-Sen de sorularını olay temelli değil olgu temelli sorsaydın keşke.
-Afet bir olgu sanırım, olay nedir sence?
-Olay, ortaya çıkandır. Fiziksel ve zihinsel ayrımı vardır. Benim doğumum, Titanik gemisinin 14 Nisan 1912’ de batması fiziksel olaydır. Şu an da bu yazıyı okuma istencin ve yokluğun varlığını düşünmen gibi insan bilincinin için de ki olaylar zihinsel olaylardır.
-O halde afet dediğimiz olayların izdüşümü herkese göre değişir!
-Zaten toplumsal sıkıntımız bu değil mi?
-Yine soruyla bitirdin!
-…
Yazı bu kadardı, afetsiz günler dileğiyle…

