BUGÜN 17 AĞUSTOS

0
182

 17 Ağustos 1999 günü Saat: 03.02 sıralarında, Marmara bölgemizde Gölcük merkezli 45 saniye süren bir sarsıntı meydana geldi. Aletsel büyüklüğü 7.4 şiddeti 10’ olan bu sarsıntı neticesinde 133 bin bina yıkılmış ve resmi rakamlara göre 17.480 insan hayatını kaybetmişti. 2003’ de Bingöl’de, 2004 de Doğubayazıt’ da, 2010 da Elazığ’da, 2011 de Van’da ve tekrar Elazığ’da kaç kişinin öldüğünü hatırlayan var mı!? Ya 6 şubat 2023 Kahramanmaraş depreminde…

Çok çabuk unutuyoruz. 17 August 1999 tarihinde yaşanan yukarıda istatistikleri olan bu flekatten sonra herkes birbirine çok iddialı sözler verdi. Unutulmayacaktı ve bunun gibi bir felaket ülkemizde bir daha yaşanmayacaktı. Çünkü hazırlık yapılacaktı. Bu tarihten sonraki olan sarsıntılar gösterdi ki böyle bir hazırlık hiç olmamıştı. Binalarımızın çürük olması, kaçak-kimliksiz olması, yılların ihmalkar birikimleri ile vurdumduymaz idareci, yönetici,bürokrat ve siyasilerin konuya gerekli önemi vermemeleri, sonraki olaylarında bize olumsuz yansımasına neden oldu. Bir televizyon dizisi kadar ömrü olmadı bu olayların…

LİZBON DEPREMİ!

Ülkemizin baş belası deprem sadece bizim topraklarımızda gerçekleşmiyor. Dünyanın bir çok yerinde yaşanan bir hadisedir deprem. 1778’de Lizbon’ da deprem oluyor ve bazı din adamları tıpkı bizde olduğu gibi “Taktir-i İlahidir bu” diyordu. Yani Tanrı böyle takdir etmişti. Bunun üzerine Fransız düşünür Voltaire şu dizeleri yazıyordu.

“Bu kurban yığınını, kanlar içinde yatan bu çocukları gördüğünüzde şöyle diyecek misiniz:‘Tanrı cezalandırdı.Ölmeleri, suçlarının bedelidir.’Bu çocuklar hangi suçu işlemiştir?”
Bu sözler iki buçuk asır önce söylendi ve diğer bir Fransız filozof Jean Jacques Rousseau da Voltaire’e bir mektup yazdı ve dedi ki:“Tanrı’nın iyiliğine inanmak gerek. İnsanın çektiği acılar, kendi hatalarının neticesidir.”

İBRET ALINSA TARİH TEKERRÜR EDER Mİ?

Sonraki dönemde Fransız aydınlanması epey yol katetti. İnsanın sorumluluğunda ve insanın iradesi içerisindeki olayları “Takdir-i İlahi” sayan zihniyet geriletildi. İnsanoğlunun başına gelen büyük afetler karşısında çaresiz kalmasının acısını hafifletemeye yarayan bu anlayışa sığınmaktan vazgeçildi ve kul ihmalinden kaynaklı felaketler dini referansla açıklanmamaya başlandı. İbret alındı, çare bulundu ve tedbirli olundu. Bunu yapan toplumlar gelişirken yapmayanları naklen seyrediyorsunuz…


”TAKTİR-İ İLAHİ NEDİR?”

Canı yanan kulun tevekkül ederek Allah’ın adeletine sığınışı, manevi desteğin kulu olduğu yaratıcı tarafından karşılanması ihtiyacının söze giydirilmiş şeklidir. Peki ne değildir “Taktir-i İlahi”?

Kendi dairesindeki işleri yaratıcıya havale etmemektir. Yaratıcıyı sorumlu tutmamaktır. Tedbir ve basiretsizliğini Allah’a havale ederek sorumluluktan kaçmamaktır. Mümin olan yaratıcının merhametine ve hakkaniyetine inanır. Diğeri boş lakırtıdır. Görülüyor ki yüzyıllardır cehaletle medeniyet arasındaki kavga hiç durmadan devam ediyor. Sanırım bu kavga hiç bitmeyecek…

VATANDAŞA SESLENİYORUM!

 Merkezi İdare (Devlet), Yerel İdare (Belediyeler, sivil toplum kuruluşları vb.), Üniversiteler, Okullar (Eğitim Öğretim Merkezleri) ve nihayetinde hepsinin merkezi, filmin baş aktörü VATANDAŞ! Neredesiniz, aynaya bakıyor musunuz? Filozof Sokrates’ in dediği üzere “sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez” sözünü hiç düşünüyor musunuz?! Kendinizi, yaşamınızı, yaptığınız ve sizden sonra neslininiz devam edeceği yaşam alanlarınızı GÜVENLİK açısından hiç değerlendirdiniz mi? Yoksa yine sahnedeki rolünüzü oynayıp geçip gidecek misiniz?! UNUTMAYIN FATURA YİNE SİZE KESİLECEK!

 “Bu son olsun” diye sürekli dua ediyorsunuz. Ama son olmayacağını bile bile bu yalana kendinizi de inandırarak arkanıza bakıp ileriyi görmüyorsunuz. Korkmuyorsunuz (!) “Allah beterinden korusun, Allah bir daha böyle afet vermesin diyorsunuz.” Yani her şeyi Allah’ a havale ediyorsunuz. İnandığınız yaratıcının birçok ayetinde “akletmez misiniz!” uyarısını, Sünnetullah kanunlarını göz ardı ediyorsunuz.

 Velhasıl dostlar; Türkiye afetlere dirençsiz ve hazırlıksız yaşamını sürdüren bize ev sahipliği yapan, fay kırıkları üzerinde santim santim batıya kayan ve ekolojisini devam ettiren bir coğrafyadır. Depremleri faylar üretir. “Fay” kırık demektir. Deprem değil her türlü afet diye tanımladığımız olayların ana sebebi kendisi değil bizim yaşam biçimimizdir. Olayları algılama, değerlendirme ve analiz etmemizdeki bakış açımızdır. Dünyayı algılama ve değerleme pozisyonumuzdur.

17 AĞUSTOS 1999′ da ne olduysa 6 ŞUBAT’ ta da olan aynıydı. Yas tutmayı çok seviyoruz. Kahraman üretmeyi marifet biliyoruz. Alem dediğimiz ve özelinde minicik kalan Dünya’mızın yaşam döngülerine kör bakıyoruz. Şaşı olmuşuz, doğruyu göremiyoruz. Ya da görmek istemiyoruz. Biliyoruz ki afetlere OLGU penceresinden değil OLAY penceresinden bakan toplumların gelişmesi söz konusu olamaz. Afet özelinde dirençli olabilmek için sebep – sonuç ilişkisinde realist olmak, sorumluluktan kaçmamak, dürüst ve samimi olmaktan başka çaremiz yoktur. Detayına girmeyeceğim ama yolsuzluk ve ahlaksızlık, ehliyet ve liyakatsizlik bir toplumdaki afetlerin en büyük sebebidir!

Bu çerçevede her fırsatta dillendirdiğim sözüm ve sorum şu olacaktır. Bizim fayları yerin altında değil, üzerinde gezinen insanın kendisinde, gönlünde ve yaşam şifrelerinde aramamız gerekmiyor mu?

 Afetsiz günler dileğiyle…

Önceki İçerikBir daha bu acıları yaşamayalım
Sonraki İçerikPolisi arayıp babasını ihbar etti! Adrese giden ekipler evde top mermisi buldu
Hüseyin KANZA - ORTAK PAYDAMIZ AFETLER
HÜSEYİN KANZA1970 K. Maraş / Afşin doğumludur. Gaziantep Teknik Lise Elektrik Bölümü, Bursa Polis Okulu Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi, Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Afet Risk Yönetimi Yüksek Lisans mezunu Halen Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümünde öğrenimine devam etmektedir. Vatani görevini yedek subay (Komando Asteğmen) olarak Siirt-Pervari’de tamamladı. 1993 -2005 yılları arasında Bursa, Bitlis, Malatya ve Konya İl Emniyet Müdürlüklerinde Polis Memuru olarak görev yaptı. İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Görevde Yükselme Sınavını kazandı ve 2005 yılında Hatay Emniyet Müdürlüğüne Sivil Savunma Uzmanı olarak atandı. Hatay Defterdarlığı, Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü, Bursa Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğü, Bursa AFAD ve Bursa İl Özel İdaresinde Sivil Savunma Uzmanı ve Şube Müdürlüğü ile Nizip Çadırkent Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremlerinde Adana, Kahramanmaraş, Malatya ve Hatay illerinde 6 ay görev almıştır. 2020 yılında "Ortak Paydamız Afetler", 2025 yılında "Türkiye'de Afet Yönetim Sistemi Sorunları" isimli kitapları yayımlanmıştır. Bursa ve Kahramanmaraş’ta yayımlanan gazete ve dergilerde, afet ve acil durumlarla ilgili köşe yazarlığı yapmakta olup evli iki çocuk babasıdır. Halen Bursa İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görevine devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz