SALÇA OLDUM…

0
113

Hayata bakış açısı herkesin farklıdır. Sevdiğimiz işi yapıyorsak, iyi bir aile kurduysak, saygın ve çevresinde sevilen bir kişiysek, bizden mutlu ve gururlusu yoktur. Bazen dinlediğimiz bir müzik ya da seyrettiğimiz bir film, bizi derinden etkiler. Yemek yerken, gezerken, ağlarken, gülerken yoruluruz. İnsan, beraber olduğu kişilerle daha çok eğleniyor herhalde…

Geçenlerde arkadaşlarla kısa bir yolculuk yaptık. Bindiğimiz otobüs yolculuğu yaklaşık bir saat sürdü. Hani “Gülü seven dikenine katlanır” derler ya! Gezmek uğruna bu yolculuğa katlanmak zorundaydık. Fakat aramızda yaşı genç olan bir arkadaşımız, çok yorulduğunu söyleyerek, “Bu ne ya! İçim dışıma çıktı. Sallana sallana salça oldum,” dedi. Bu söz bana yabancı değildi ama, genç birisinin ağzından duyunca hayret ettim. Şimdiki gençler hiç sıkıntıya gelemiyor gibi…

Oysa biz nelere salça olamıyoruz, değil mi?
Mesela, yaşamına son verilen kadınlara, tecavüz edilen ve öldürülen çocuklara, katledilen hayvanlara, “sevgilim” diyerek güvenip peşinden gittiği aşkının hayatına son vermesine, aile katliamlarına, eşinden, evladından uzaklaştıranların vicdansızlığına, gerçek yüzünü saklayıp maske takarak yaşayanlara, ağıza alınmayacak hakaretleri edip sonra “siyaseten” diyerek geçiştirenlere…

Her işin bir emeği ve emekçisi vardır. Emeğe saygı göstermek, beraber yaşamanın gereğidir. Tabii bir de vicdan…
Verdiğimiz kararlar bizi etkiler. Karar ile kararsızlık arasında ince bir çizgi vardır ve bu çizgiyi çok iyi kullanmak gerekir. En önemli özelliğimiz düşünmektir. Düşünmeden yapılan eylemlerin sonucuna ise yine kendimiz katlanmak zorunda kalırız.

Yani, hepimiz insanız.

Eskiden kadınlar arasında şöyle bir kavram vardı: “Ahretlik”… Arkadaşlığın, dostluğun, güvenin test edilmesi gibi bir şeydi.
Bu kişiler düğünlerde aynı desenli kıyafetler giyerlerdi ve herkese ilan ederlerdi “Ahret” olduklarını… Başka kişiler onlarla tartışamaz, kavga edemez, dedikodu yapamazlardı. Çünkü çok iyi dost olduklarını bilirlerdi ve onlardan korkarlardı. Birbirlerini ölünceye kadar savunurlardı.
Birilerinin onlara “salça” olmasına izin vermezlerdi.

Türkçemiz o kadar güzel ki, “salça” kelimesinin nerelerde kullanıldığını anlamış olduk. Yoksa, yemeklerimize tat vermesi için yaptığımız malzemedir. Onsuz yemek düşünemiyorum.

Dinlediğim bir türküde şöyle diyordu:
“Bilmedim kadrini,
Vermedim kıymet

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz