Havalar soğuk gidiyor bu aralar… Kar yağıyor. Ne kadar güzel!
Kar zamanında yağsın, yağmurlar zamanında toprağı beslesin, barajlar dolsun, ilkbaharda çiçekler açsın ruhumuzda, yazın sıcaklığı meyveleri olgunlaştırsın, bol bol yiyelim, değil mi?
Bir filmde görmüştüm. Kadın, düştüğü kötü durumdan kurtulamazsa, dünyaya tekrar kelebek olarak gelmeyi istiyordu. Unutmayın, kelebeğin ömrü bir gündür… Acaba sevdiklerini bir kere daha görebilmek için miydi?
Bizim en güzel kelebeklerimiz çocuklarımız. Veya elimizdekilerin değerini bilmemiz gereken mutlu günlerimiz.
Bizim nesil, gelişigüzel doğduk, gelişigüzel yaşadık. Anne babalarımız, bizi gelişigüzel yetiştirdi. Benim şansım, annemin bize masal gibi anlattığı hikayelerdi. Bu hikayeler yaşanmışlıklardı. Çekilen çilelerdi. Hırslar, kıskançlıklar, üzüntüler, sevinçlerdi. Altı tane çocuk… Hangi birimizin dertlerine çare olacaktı ki!
Hangi çocuk diğerinden biraz büyükse, diğerlerinin sorumluluğunu alıyordu. Giysilerimiz bile, en büyüğe alınan kıyafetin sırayla giyilmesi üzerineydi. Tabii çok eskimediyse!
Şimdi her şey çok, her şey bol… Yetişemiyoruz. Evliliklerde, sevgi, aşk gibi şeyler değerini yitirdi. Maddiyat öne geçti. Haklılar mı, bence haklılar! Artık ne alırsak tek tek alıyoruz. Bir elmayı dörde bölüyoruz. Azıcık şundan, azıcık bundan tadıyoruz.
Aklıma gelen şey, çocukken komşuların bahçelerinden yediğimiz meyveler geldi. Büyüklerimiz bize haram olduğunu öğrettiler. Okuduğum bir yazıda, eğer komşunun bahçesindeki ağacın dalları sizin bahçeye sarktıysa, o dalların meyvelerini yemek haram değilmiş. Göz hakkıymış.
Uzmanlar uyarıyor. Meyveyi sebzeyi zamanında yiyin diye…Bunların yetiştirilmesi için çaba gösteriyoruz. Teknoloji sayesinde, yetişmez dediklerimiz her yerde yetişiyor. Sabırla, özveriyle bakımını yapıyoruz.
Gönül gözümüzün açık olması, bizi zirveye taşıyor. Paylaşıyoruz. Ortak oluyoruz. Tazesini ayrı kurusunu ayrı bölüşüyoruz.
Siz siz olun hep zirveye oynamayın. Pat diye aşağıya düşüverirsiniz.
Ne olursa olsun;
Azı karar çoğu zarardır

