Bir arayışın insanı Emirali Yağan, kendini farklı biçimlerde farklı yollarla anlatsa da hep bir arayış var yazdıklarında; şiirde ve düzyazıda kendini bile sorgulayan bir arayış. Bunun için de hep “yolda” olmayı seçen zarif bir yazı insanı, bir şiirinde söylediği gibi: “dindirmiyor hiçbir yolculuk içimdeki yol telaşını…”
Bir insanı bu denli yol tutkunu yapan nedir? Kimi zaman tutkulu bir merak kimi zaman da hüzünle daldığı ayrıntılara okurunu da çeken bu yol insanı, bir seyyah veya gezgin miydi? Bir seyyah merakı taşısa da konumu farklı, çünkü başka bir “topos” arayışındaydı. Seyyah başka yerleri, coğrafyayı anlatır. Yağan, bütün bunlara “arayış”ını da katar. Bunun için de hep sürgündedir ve o Fransızca sözdeki gibi: “Sürgün her yerde yalnızdır.”
“Öte Anlatılar” alt başlığı ile yayımlanan “Her Yerden Hiçbir Yere” adlı kitabının girişinde şöyle yazar: “Doğup büyüdüğün yerde kök tutamamak, hiçbir ulusa, sınıfa, inanca, kimliğe bel bağlamamak, pasaportlarını taşıdığın ülkelere yurdum diyememek, bütün sınırlara bigâne, yerçekiminden azade durmaktıysa muradın, âlemin marifet saymayacağını başardın işte…” Bu sözler, şairin hayatına olduğu gibi şiirlerine ve poetikasına da ışık tutar niteliktedir ki aynı zamanda hep “sürgün” ve “yabancı” olan entelektüelin serüvenini de özetler.
Emirali Yağan, Babil’den Paris’e – Kitabeden Kitaba, Hel Yayınları,2025“Babil’den Paris’e Kitabeden Kitaba”, hem incelemeye dayalı karşılaştırmalar hem de metafora uzanan bir bakış sunuyor. Emirali Yağan, kendi serüvenini Doğu’nun ve Batı’nın çeşitli kentleri, ortam ve yaşantıları ile buluşturuyor kitabında. Çok dilliliğe ilişkin vurgusu, her muktedirin kendince başvurduğu asimilasyondan çok çekmiş bir halkın çocuğu olarak hem masum hem de zarif bir anlatımla buluşur. Yağan’ın bu eseri, gözlem ve deneyimlerle, hayli emek verilmiş okumaları birleştiren ama bunu yaparken edebiyatın sınırları içinde kalmaya özen gösteren bir eser. Başka bir açıdan, şiirsel sözün yazıya doğru veya bazı yerlerde adlandırıldığı gibi Yunan’dan Latin’e akan serüvenine ilişkin bazı akademik çalışmaları çağrıştırsa da Yağan’ın “arayış”ı onlardan da farklı bir yerdedir. Onların bazı soğuk iddialarından uzaktır.
Gezi literatürü, incelemeler, mitolojik kaynaklar, kimi bilimsel araştırmalar eşlik etse de edebi üslup daha belirgindir.Bunun en büyük kaynağı, Yağan’ın “sürgün serüveni”ne eşlik eden bir “topos” arayışıdır; ütopyadaki gibi bir yandan da “yok”u işaret eden bir “topos”. Kimi yerde evi (Dersim’i) işaret etse de oradan da farklı bir yerdir bu. Enkidu gibi mekânından kopan ama öteki mekâna “yâr” olamayan bir “hep öteki!” Kimi yerde, ölümsüzlük düşü derin bir kırılmaya uğramış Gılgameş gibidir. Belki bu çalışması ileride etraflıca okunacaktır, Hannah Arendt’ten Barbara Cassin’e, “dil”, “ev”, “vatan” üzerine yapılmış çalışmalar eşliğinde. Başka dillerdeki yolculuğu anadildeki bazı derinlikleri silemeyecektir belleğinden, o derin izler Arendt’in başka bir bağlamda da olsa “zihnimin bir köşesinde, in the back of my mind, bir şekilde dururlar hep” demesi gibi.
Yağan, Odysseus gibi kavuşamayacaktır ‘İthaka”sına, onun kadar “şanslı” değildir. Aslında o noktada çok istekli de değildir; o da “gurbeti içinde taşıyanlardan” çünkü. Sürekli “mekân”lardan söz etse de Cassin’in Arendt için söylediği gibi “yurt yerine dile sahip olmak” peşindeydi belki. Bazı açılardan daha çok Aeneas’ı andırır: Troya çok uzaklarda kalmıştır artık, Yunan’dan Latin’e geçmiştir. Ama Aeneas gittiği yeri “ev” kılmıştı. Şair ise eve dönemeyecektir, gömülü olduğu yer aslında kendi yazısıyla çizdiği “topos”tur. Orada kalacaktır birçok değerli yazı insanının kaldığı gibi…

