Milyonlarca nesne arasında zamanımız geçer ama hiçbir nesnenin üzerinde anlamı yazmaz. Günlük hayatınızın içeresinde yattığınız yataktan, diş fırçasına, ayakkabınız, elbiseleriniz, televizyonunuz ya da gökyüzündeki yıldızlara kadar uzanan her nesnenin bizim için bir anlamı vardır. Örneğin şu an kullandığım bilgisayar “ben Hüseyin’in bilgisayarıyım” demez. Anlamları biz veriyor, kullandığımız ya da etrafımızda bulunan her şeye anlamını biz katıyoruz.
Anlamı biz katıyoruz derken yanlış anlaşılmasın lütfen. Kendi kendimize icat ettiğimiz şeyler değil bunlar. İçine doğduğumuz ailenin, toplumun ve çevremizde bulunan insanların küçük yaşta öğrettiği şeylerden bahsediyorum. Yani biz etrafımızdaki nesnelerin anlamını kendimiz keşfetmiyor, başkalarından öğreniyoruz. Bu öğrenme bize aktarılan bir kültürel kalıp olarak hayatımızın her yerinde kendisini gösteriyor. Örneğin “bu ormandır” diyen annenizin size öğrettiği sadece ormanın kendisi değil anlamı da olmaktadır. İnsanlar bir şeyi tanımlarken, kendi yaşamındaki anlamıyla aktarır ve tanımlar.
Orman örneğiyle devam edecek olursak; ağaç kümesi, farklı canlıların içinde yaşadığı doğal alan ya da yeşillik olarak tanımlanabilir. Ancak bunun yanında fotosenteze neden olarak ekosistemin değişmez bir parçası olduğu bilgisini de aktardığımızda ormana bir anlam katmış, yüklemiş veya bir misyon vermiş oluyoruz. Bunu kendimiz deneyimleyerek öğrendiğimizde bu bilgi bizce anlamlandırılmış ve içselleştirilmiş oluyor. Aksi durum ezber olarak heybemizin ağırlığını arttırıyor.
İnsanlar çoğu zaman duyduğu şeyi öğrendim zanneder. Oysa bu bir yanılsamadır. Vücudumuz karşılaştığı her şeyi kaydeder ama bilinçaltı bir çöplüktür ve bu çöplükte farkına varmadığımız o kadar çok şey gizli şekilde gününü bekler ki! Anlamını bilmediğimiz, kendimizce yüklemediğimiz, başkasının bize naklettiği şekliyle taşıdığımız şeyi öğrenemeyiz. Hayatı daha yaşanılır hale getirmek ve kolaylaştırmak için bize aktarılan birçok şeyi ezberlediğimiz doğrudur. Ama bu durum o bilgiye sahip olduğumuzu göstermez. Doğa hakkında birçok ezber bilgiye sahibiz ama bu bilgi bize başkaları tarafından aktarıldığı için sadece taşır, taşıdığımız şeylerin sahibi olduğumuzu sanarak, kendimizi kandırırız.
Öyleyse ne yapmak gerekiyor? Bize giydirilen anlam gömleklerini çıkartıp atmadan, kendi anlamımızı yaratmadan, keşfetmeden hiçbir şeyin sahibi olamayız. Yani hayatımızda sahip olduğumuz her şeyi sorgulamamız, kendimizce bir bağ kurarak anlamlandırmamız gerekiyor. Aksi durumda “neden yaşıyorum?”, “ben kimim?”, “amacım ne?” gibi soruların cevabını gerçek anlamıyla bulamayız. Çünkü hayatın anlamına dair akademik çevrelerden bir şey beklemeyin, üretemezler. Bu yüzden bizim toplumda her konuda mistisizim ön plandadır. O yüzden kitapçılarda en çok satan kitapların başında “on derste mutlu olma sanatı” türünden eserler gelir.
Velhasıl, hayata anlam verir, anlam yüklerken özümüzden katmalı, bize aktarılan hiçbir şeyi sorgusuz sualsiz kabul etmeyerek akıl, duygu ve zaman/mekân süzgeçlerinde geçirmeliyiz. Neden mi? İyi bir insan olmak için. Daha iyi bir neden bulan olursa bana da haber versin.
Afetsiz günler dileğiyle…

