Savaş Zilleri

0
782

Savaş Zilleri

Ülkemizin askerî kapasitesiyle birlikte elektronik harp alanında önemli bir ivme kazanması, Türkiye’yi zayıf görmek isteyen bazı ülkeleri ciddi biçimde rahatsız etmektedir. Bu rahatsızlıklarını açıkça dile getiremeseler de, çeşitli vekâlet güçleri aracılığıyla sahaya yansıtmaya çalıştıkları görülmektedir. Son dönemde hava sahamıza giren İHA’lar bu durumun somut örneklerindendir. Her ne kadar bu araçların menşei Rusya veya Ukrayna olarak gösterilse de, bu girişimlerin Türkiye’yi dolaylı biçimde Rusya ile karşı karşıya getirme hamleleri olarak değerlendirilmesi gerekir.

Türkiye’ye doğrudan savaş ilan edemeyen çevreler; provokatif eylemler, vekil terör örgütleri ve dolaylı saldırı yöntemleriyle ülkemizi baskı altına almaya çalışmaktadırlar. Bu tür girişimlerin yalnızca sınırlarımız dışında değil, yurt içinde de devam etme ihtimali bulunmaktadır.

Biz “Savaşa Hayır” derken; aynı zamanda,

“Teröre Hayır”, “Terörü Destekleyen Devlet ve Yapılara Hayır”, “Terörü Besleyen Ülkelere Hayır”, “Sömürü Düzenine Hayır” demekteyiz. Bu karanlık ilişkiler ağının, devletler düzeyinde olduğu kadar dünya genelindeki sivil inisiyatifler, insan hakları kuruluşları ve insani yardım örgütleri tarafından da her platformda açıkça ifşa edilmesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde saldırı ve terörden beslenen odaklar geri adım atmaya zorlanabilir; belki de o zaman dünya gerçek bir huzura yaklaşabilir.

Maalesef son yüzyılda dünya genelindeki savaş ve çatışmaların büyük çoğunluğu, Müslüman nüfusun yoğun olduğu coğrafyalarda yaşanmaktadır. İslam coğrafyası; Batılı ülkelerin menfaate dayalı politikalarının yanı sıra mezhep çatışmalarıyla da sürekli bir kaos ortamına sürüklenmektedir. Bu krizlerden en ağır bedeli ise her zaman olduğu gibi masum halklar ve mazlum insanlar ödemektedir.

Filistin, Suriye, Libya, Irak, Sudan; gönül coğrafyamızda yer alan ancak fiziki olarak uzak olan Doğu Türkistan (Uygur Türkleri), Arakan, Keşmir, Kırım ve Afganistan gibi bölgelerde yaşananlar bunun açık göstergesidir. Bu ülkelerde ortak olan gerçek; sahipsiz bırakılmışlık ve güçsüzlük üzerinden yürütülen sistematik sömürü düzenidir.

Ülkemizin gelişimini yıllardır askerî ve ekonomik krizlerle engellemeye çalışan odaklar; son dönemde halkın birlik ve beraberliği ile Türkiye’nin elektronik harp ve savunma teknolojilerindeki ilerleyişi karşısında doğrudan çatışma yerine terör ve dolaylı savaş yöntemlerine yönelmiştir. Amaçları, bu yükselişi durdurmak ve ülkemizi içerden zayıflatmaktır.

Yaşanan son gelişmeler, Türkiye’nin yeni provokasyon ve saldırı girişimlerine açık bir süreçten geçtiğini göstermektedir. Bu nedenle bugünler; birlik, beraberlik ve toplumsal duyarlılığa en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerdir. Şüpheli kişi, faaliyet ya da durumların vakit kaybetmeden emniyet güçlerine bildirilmesi hayati önemdedir. Nitekim geçtiğimiz aylarda İran’a yönelik saldırılarda, İsrail güdümlü ilk hamlenin ülke içindeki bir işletmeden havalanan dronlarla yapılmış olması bu tür tehditlerin ne kadar ciddi olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Atalarımızın dediği gibi; “Su uyur, düşman uyumaz.”

Acil durum, emniyet ve özel kurum çalışanlarından; sürekli yollarda olan kuryelere, emekli Ali Amca’dan öğretmen Fatma Hanım’a, dağcı Burak’tan uzun yol şoförü Ercan Kaptan’a, köylü Hasan Amca’dan muhtar Sema Hanım’a kadar toplumun her kesimi bu günlerde daha dikkatli, daha bilinçli ve daha hassas olmalıdır. Çünkü herhangi bir acil durumda doğru ve hızlı bilgi, en az müdahale kadar hayati değere sahiptir.

Yavaş gelişen, fark edilmediğinde ise sonu çok acı biten bu tür insan kaynaklı afetlerin, tedbirsiz ve duyarsız toplumlarda derin yaralar açtığını geçmiş tecrübeler bize açıkça göstermektedir.

Birlik ve beraberliğimizi diri tuttuğumuzda, bilgiye dayalı hareket ettiğimizde ve kurumlarımıza güvenle destek verdiğimizde hiçbir karanlık plan amacına ulaşamayacaktır. Her vatandaşın sorumluluk bilinciyle hareket etmesi; şüpheli gördüğünü doğru mercilere bildirmesi, yanlış bilgiyi yaymaması ve toplumsal huzuru öncelemesi en büyük gücümüzdür.

Unutmayalım ki; güçlü devletler sadece silahlarıyla olduğu kadar, bilinçli ve birbirine kenetlenmiş toplumlarıyla ayakta durur. Sağduyu, empati ve ortak değerler etrafında buluştuğumuz sürece yarınlarımız daha güvenli, daha huzurlu olacaktır. Bu topraklarda umudu büyütenler var oldukça, karanlık senaryolar değil; barış, adalet ve insanlık kazanacaktır.

Sağlıcakla Kalın.

Önceki İçerikEdirne’nin sağlık kadrosuna 16 yeni hekim ataması
Sonraki İçerik‘Yüzyılın Konut Projesi’nde birinci kura çekimi bugün
Sedat ERGANİ - SESİMİ DUYAN VAR MI?
Sedat Ergani-Özgeçmiş 1969 Erzurum doğumlu evli ve iki çocuk babasıyım. 1993-1994 yılları arasında Hürriyet Gazetesi'nde önce montaj ve daha sonra Yazı İşleri Sorumlusu olarak bir müddet görev yaptım. Resmi görevli olarak ilk kez 1996 yılında Erzurum Sivil Savunma Arama Kurtarma Birlik Müdürlüğü'nde Arama Kurtarma Teknisyeni olarak Afetlerle tanıştım. 2003 yılından itibaren Bursa AFAD Arama Kurtarma Birlik Müdürlüğü'nde görevime devam etmekteyim. Mesleğimi icra ederken birçok afet, kaza veya acil durumlara müdahale etme fırsatı buldum. 1999 Marmara ve Düzce, 2003 Bingöl, 2011 Van vb. depremlerde, sel, toprak kayması, çığ, arazide arama, Arama Kurtarma ve UMKE Eğitmeni gibi faaliyetlerde görev aldım. Çalışma hayatım boyunca 'Tüm canlıların can güvenliği için neler yapıla bilir? Bu güvenli yaşamın hayatımıza geçirilmesinde 'Ben ne yapabilirim?' çabası içinde olmaya çalıştım. Eğitim/öğretim hayatım; İşletme Fakültesi-2004 (4 Yıl), Tarım-2011 (2 Yıl), İktisat Fakültesi-2016 (4 Yıl), Acil Durum ve Afet Yönetimi-2020 (2 Yıl), Afet Risk Yönetimi Yüksek Lisans-2024.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz