Emekliler Yük mü, Gösterge mi?

0
3276

Bir ülkenin emeklilerine bakarak ekonomisi hakkında çok şey söyleyebilirsiniz. Günümüzde ülkeler
arasında emeklilerin yaşam kalitelerini bu kadar kıyaslamanın temelinde bu yatar. Emekliler yalnızca
“geçmişte çalışmış insanlar” değildir; aynı zamanda bugünün ekonomik tercihlerini, yarının sosyal
dengelerini gösteren canlı birer göstergedir.


Türkiye’de emekliler genellikle bütçe tartışmalarında bir “maliyet kalemi” olarak anılıyor. Oysa bu
bakış açısı, meselenin yalnızca muhasebe tarafını görüyor; sosyal, ekonomik ve hatta ahlaki boyutunu
gözden kaçırıyor.


Devlet ekonomisi ile emekliler arasındaki bağ iki yönlüdür. Bir yanda devletin topladığı vergiler, primler
ve bütçe disiplini vardır; diğer yanda yıllarca çalışıp sisteme katkı sunmuş milyonlarca insan. Emekli
maaşları, bir lütuf değil, ertelenmiş emeğin karşılığıdır. Ancak ekonomide işler sıkıştığında, bu haklar
ilk tartışmaya açılan alanlardan biri olur.


Bugün düşük emekli maaşları yalnızca emeklilerin sorunu değildir. Çünkü emekli, aldığı maaşı yastık
altına koymaz; pazara gider, faturalarını öder, torununa harçlık verir. Yani emekli maaşı aynı zamanda
iç talep demektir. Emeklinin alım gücü düştüğünde yalnızca sofrası küçülmez; esnafın satışı, yerel
ekonominin canlılığı da daralır.


Devlet açısından bakıldığında ise tablo daha karmaşıktır. Artan yaşam süresi, kayıt dışı istihdam, prim
dengesizlikleri ve bütçe açıkları emeklilik sistemini zorlar. Bu gerçekleri yok saymak mümkün değil.
Ancak sorunun kaynağı emekliler değil; sistemin yıllar içinde defalarca yamalanarak sürdürülebilirliğini
kaybetmesidir.


Bir başka önemli nokta da şudur: Emekliler ekonomik krizlerde “sessiz tampon” olarak görülür.
Çalışan kesim grev yapar, iş değiştirir, ücret pazarlığı yapar. Emeklinin ise pazarlık gücü yoktur. Bu
yüzden enflasyon karşısında en hızlı yoksullaşan grup çoğu zaman emekliler olur. Bu sessizlik,
sorunun olmadığı anlamına gelmez; aksine derinleştiğini gösterir.


Gelişmiş ekonomilere baktığımızda emeklilere yapılan harcamaların yalnızca sosyal devlet anlayışıyla
değil, ekonomik istikrar hedefiyle de ele alındığını görürüz. Güvenceli bir emeklilik sistemi, toplumsal
huzuru artırır; gelecek kaygısını azaltır; çalışanların sisteme olan güvenini güçlendirir. Kimse
“yaşlanınca ne olacağım” korkusuyla yaşayan bir toplumda verimli ve yaratıcı olamaz. Kaldı ki bizim
ülkemizde bu duruma paralel olarak kişilerin eğitim aldığı mesleklerde çalışma oranının düşüklüğü,
istihdamın yetersizliği, üstüne asgari ücretle çalışan nüfusun fazlalığı ve mevcut ekonomik bunalım
düşünülürse bu korku kat ve kat artmaktadır. Bu da ülkemiz açısından ele alınması gereken temel
problemdir.


Sonuç olarak emekliler, devlet ekonomisinin sırtında bir yük değil; aynaya baktığında gördüğü
yansımadır. Bugün emeklisine nasıl davrandığınıza bakarak, yarın çalışan kuşaklara ne vaat ettiğinizi
anlayabiliriz. Ekonomi yalnızca rakamlarla değil, insanların hayatıyla ölçülür. Ve bir ülkenin gerçek
refahı, en çok da emeklilerinin hayatında görünür olur.


Geçtiğimiz günlerde ekranlara ve haberlere yansıyan emekli bir vatandaşımızın kendisine yapılacak
maddi yardımları geri çevirmesinin ardında yatan bir cümle emeklilerin ekonomi ve sosyal alandaki
etkisini gözler önüne sermektedir: “Bir çiçekle yaz gelmez”. Bu ifadeyle emekli vatandaşımız tek bir
kişiye yardım etmenin yeterli olmadığını, tüm emeklilerin sorunlarının toplumsal olarak çözülmesi
gerektiğini vurgulamıştır. İşte bu, bir ya da birkaç kişiye ekonomik destek vermek temel sorunu
görmezden gelmektir. Sadece seçim dönemlerinde gündeme gelmemelidir emekliler. Her zaman
ekonomi içindeki etkinliği ve belirleyiciliği göz önüne alınmalıdır.
Kulaklar tıkanmamalı, gözler kapatılmamalı ve sesler susturulmamalıdır. Emekliler görmezden
gelinmemelidir çünkü onlar yardıma muhtaç vatandaşlar değil, ekonominin ve sosyal yapının temelidir.
Geçmiş değil, ülke refahının geleceğidir.

Önceki İçerikAvrupa’da Sivil Savunma Seferberliği
Sonraki İçerikUYKU ÜZERİNE…
Çimen AKGÜN
25 Aralık 1985 tarihli, İzmir iline bağlı Ödemiş ilçesi doğumluyum. İlkokulu Anafartalar ilkokulunda tamamladım. Ardından orta üçe kadar Ödemiş İlköğretim ortaokulundaydım. Fakat orta sonu Kuşadası Çakabey ilköğretim okulunda tamamladım ve ardından sınavı kazanarak Kuşadası Derici Mustafa Gürbüz Anadolu Lisesini tamamladım. Lisansım ise Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümü olup, ilk yüksek lisansım İstanbul Üniversitesi Adli Tıp alanıdır. Hukuk dalları üzerine KPSS, SMMM ve Açık Öğretim kurslarında 8 sene öğretmenlik yaptım, Adli Tıp alanında da hukuk üzerine çalışmalar yaptım. Lise hayatımdan beri uğraştığım tiyatro alanında akademik olarak yer almak için 2012 yılında konservatuar sınavlarına girerek bu alanda tezli yüksek lisansımı tamamladım. Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü yüksek lisans mezunuyum. İlk olarak Mahsun Kırmızıgül’ün yönettiği Hayat Devam Ediyor adlı dizide yer aldım. Ardından Görevimiz Komedi adlı yarışma programında Rasim Öztekin’in takımında finalist olarak bulundum. Sonrasında Vatanım Sensin, Kalp Atışı ve TRT de mini dizi olarak yer alan ALİJA adlı dizilerde yer aldım. İlk reklam filmim Koroplast markası ile oldu. Ardından Pekfood markasının börek ürününün reklam yüzü oldum. Tiyatro anlamında Atölye Tiyatrosu, Tiyatro Arı, İstanbul Kumpanyası ve son olarak Kedi Sahne Sanatlarında oyuncu, reji asistanı, yönetmen yardımcısı olarak yer aldım. Kısa bir süre için de İstanbul Şehir Tiyatroları bünyesinde atölye sonu oyunlarında yer aldım. Oyunculuk mesleğimin yanı sıra aynı zamanda da profesyonel dans eğitmenliği, yaşam koçluğu, motivasyon koçluğu, kişisel gelişim uzmanlığı ve yaratıcı drama eğitmenliği yapmaktayım. “Yazmak” küçük yaştan beri çok sevdiğim bir hobimdi. Zamanla profesyonelleşen bir hal alarak dergilerde, sosyal medyada ve dijital gazetelerde yazmaya başladım. Şiir, çocuk kitabı, şarkı sözü, makale, tiyatro oyunu gibi çeşitli ve farklı alanlarda yazmaya devam ettim. Girişimci Gazetesinde uzun süre makaleler yazdım. Yazmak; benim, hiç tanımadığım hayatlara ve insanlara dokunduğum en özel alanlardan biri oldu. Oyunculuk tutkum ile örtüşen en güzel alanım. Bu sebeple hayalim olan ilk kitabımı Oku Dene Gör Yaşa adı ile Haziran 2024’te Diyonysos Yayın Grubu ile birlikte çalışarak yayınlattım. Çok yönlü olmayı, araştırmayı seven biriyim. Gelişime açık olmak hayat yolculuğumun rotası. Her alanda iletişim kurmayı ve hayatlara dokunmayı seven biriyim. Eğitim hayatıma oyunculuk alanında doktora yaparak devam etmeyi planlamaktayım. Hala daha eğitimler almaya ve vermeye devam eden bir oyuncu, yazar ve eğitmenim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz