Bursa, Depremi mi Bekliyor?

2
2783

Bursa’ya Yazık Olur

Sedat Ergani-Acil Gündem Gazetesi

Bursa’nın depremle olan imtihanı yeni değil. Osmanlı’nın fethinden bugüne uzanan tarihsel kayıtlar, bu kadim şehrin defalarca büyük sarsıntılar yaşadığını açıkça gösteriyor. Vekâyi‘nâmeler ve arşiv belgeleri; 1400, 1417, 1463 ve 1555 yıllarında Bursa’nın ciddi depremlerle sarsıldığını ortaya koyuyor. 1674 yılında meydana gelen yaklaşık 7.0 büyüklüğündeki depremde Emir Han’ın hasar görmesi bile, tehlikenin şehir merkezine ne kadar yakın olduğunu anlatmaya yetiyor.

Bursalı Gökmenzade Hacı Çelebi’nin İşaretnüma adlı eserinde aktardıkları ise tarihin sadece bir kayıt değil, aynı zamanda bir uyarı olduğunu hatırlatıyor. 28 Şubat 1855’te Mustafakemalpaşa merkezli yaklaşık 7,5 büyüklüğünde yaşanan deprem, Bursa’yı adeta yerle bir ediyor. Yüzlerce insan hayatını kaybediyor, binlerce ev ve işyeri yıkılıyor, camiler ve tarihî yapılar çöküyor. Ardından çıkan yangınlar ise felaketi daha da büyütüyor.

Yetmiyor…

11 Nisan 1855’te bu kez 7,0 büyüklüğünde güçlü bir artçı deprem yaşanıyor. Gemlik’ten Mudanya’ya kadar geniş bir alan etkileniyor ve yaklaşık 1.300 kişi daha yaşamını yitiriyor. Ulucami’nin çatısının çökmesi, yaşanan yıkımın boyutunu simgeleyen en çarpıcı görüntülerden biri olarak hafızalara kazınıyor. O günler, halk arasında boşuna “Küçük Kıyamet” diye anılmıyor.

Tarih bize net bir şey söylüyor: Bursa’da ortalama her 150 yılda bir yıkıcı deprem yaşanıyor. Son büyük deprem 1855’te oldu. Bugün aradan 171 yıl geçti. Basit bir hesap bile, bu şehrin yeniden ciddi bir deprem riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermeye yetiyor.

1855 yılında Bursa’nın nüfusu yaklaşık 35 bin civarındaydı. O dönemde yaşanan depremlerde bazı kayıtlara göre toplam 1.900 kişi hayatını kaybetti. Bu, nüfusun yaklaşık yüzde 5,5’ine denk geliyor. Aynı oranı bugünkü Bursa nüfusuna uyarladığımızda ortaya çıkan rakam ürkütücü: Yaklaşık 180 bin can kaybı.

Bu sadece bir sayı değil. Bu; aileler, hayatlar, anılar ve bir şehrin geleceği demek.

Üstelik Bursa’nın büyük bir kısmı ova ve alüvyon zemin üzerinde yer alıyor. Osmangazi’den Nilüfer’e, Yıldırım’dan İnegöl’e kadar pek çok ilçe, olası büyük bir depremde ağır hasar riski taşıyor. Yani tehlike soyut değil, somut ve kapımızda.

Deprem bir doğa olayıdır; engellenemez. Ama felakete dönüşmesi kader değildir. Depreme dayanıklı yapılar üretmek ve afet bilinci oluşturmak, aslında bu işin özüdür. Mesele karmaşık değil; ihmal edilmiştir.

Peki soralım kendimize:

Bu şehir gerçekten depreme hazır mı?

Kurumlar, yerel yönetimler ve vatandaş üzerine düşeni yapıyor mu?

Halk, yaşadığı binaların ne kadar güvenli olduğunun farkında mı?

Yoksa yine “bize bir şey olmaz” rehavetiyle mi yaşıyoruz?

Açık söyleyeyim; ben çok korkuyorum. Hazır olduğumuzu düşünmüyorum. İnsanlar farkında değil ama belki de sıra bize geldi.

Kim bilir?

O halde ne yapılmalı?

Cevap net: Hızlı ve kararlı bir yapısal dönüşüm.

Başka bir çıkış yolu yok.

Kentsel dönüşüm bir tercih değil, bir zorunluluktur. Kurumların daha duyarlı, halkın ise daha talepkâr olması gerekir.

06 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremi’nde hayatlarını kaybedenleri rahmetle anıyoruz.

Şunu da unutmamak gerekir; şehirlerin en hızlı dönüşümü ne yazık ki çoğu zaman büyük yıkımlarla oluyor.

Bizi daha da endişelendiren asıl soru ise:

Bursa’yı afetlere dirençli bir şehir haline getirmek için gerçekten bir deprem yıkımını mı bekliyoruz?

Sağlıcakla kalın.

Önceki İçerikDOĞAN GÜRSEL
Sonraki İçerikÇirozlu (Şiir)
Sedat ERGANİ - SESİMİ DUYAN VAR MI?
Sedat Ergani-Özgeçmiş 1969 Erzurum doğumlu evli ve iki çocuk babasıyım. 1993-1994 yılları arasında Hürriyet Gazetesi'nde önce montaj ve daha sonra Yazı İşleri Sorumlusu olarak bir müddet görev yaptım. Resmi görevli olarak ilk kez 1996 yılında Erzurum Sivil Savunma Arama Kurtarma Birlik Müdürlüğü'nde Arama Kurtarma Teknisyeni olarak Afetlerle tanıştım. 2003 yılından itibaren Bursa AFAD Arama Kurtarma Birlik Müdürlüğü'nde görevime devam etmekteyim. Mesleğimi icra ederken birçok afet, kaza veya acil durumlara müdahale etme fırsatı buldum. 1999 Marmara ve Düzce, 2003 Bingöl, 2011 Van vb. depremlerde, sel, toprak kayması, çığ, arazide arama, Arama Kurtarma ve UMKE Eğitmeni gibi faaliyetlerde görev aldım. Çalışma hayatım boyunca 'Tüm canlıların can güvenliği için neler yapıla bilir? Bu güvenli yaşamın hayatımıza geçirilmesinde 'Ben ne yapabilirim?' çabası içinde olmaya çalıştım. Eğitim/öğretim hayatım; İşletme Fakültesi-2004 (4 Yıl), Tarım-2011 (2 Yıl), İktisat Fakültesi-2016 (4 Yıl), Acil Durum ve Afet Yönetimi-2020 (2 Yıl), Afet Risk Yönetimi Yüksek Lisans-2024.

2 YORUMLAR

  1. İlk eyitim ve eğitimi tamamladıktan sanra eğimiti almayan ve eğitimi alan etiyimi almayan ve kısıtlı imkanlardan dolayı eyitime gelmeyen eğitimi.anlatmak lazım neyin nasil korunacağını ne yapmamızı anlatmak lazım .dururmak lazim

    • Evet, zorla da olsa tüm insanların afet ve acil durumlarla ilgili eğitimleri almaları şart. Herkesin yaşamak için bir şansa ihtiyacı vardır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz