Afetin Şiddetini Kim Artırıyor?
Sedat Ergani-Acil Gündem Gazetesi
Afetler olur. Bunu inkâr edemeyiz. Deprem, sel, heyelan… Doğa kendi kurallarıyla hareket eder. Ancak bir gerçeği artık açıkça konuşmamız gerekiyor: Afetin kendisi doğa kökenli olabilir ama yıkımın büyük bölümü insan eliyle büyütülür.
Doğa afetlerinden olan depremin BÜYÜKLÜĞÜ ile ŞİDDETİ aynı şey değildir.
Büyüklük, yerin altında kırılan fayın açığa çıkardığı enerjinin ölçüsüdür. Yani deprem anında doğanın ortaya koyduğu güçtür.
Örneğin 6 Şubat 2023’te saat 04.17’de Kahramanmaraş merkezli 7,7 büyüklüğünde bir deprem yaşadık. Bu, depremin ölçüsü büyüklük (magnitü) ölçüsüdür.
Ancak asıl acı tablo, depremin ardından ortaya çıkan şiddetle ilgilidir.
Şiddet; yıkılan binalar, kaybedilen canlar, dağılan aileler ve çöken hayatlar demektir. Aynı büyüklükteki bir deprem, bir yerde hafif hasarla atlatılırken başka bir yerde neden felakete dönüşür? İşte bu sorunun cevabı bizi doğrudan sorumlulara götürür.
Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerde sarsıntıların şiddeti, Mercalli Şiddet Ölçeği’ne göre yaklaşık X (Afetsel) olarak kayıtlara geçti. Bu, doğanın değil; büyük ölçüde insan ihmallerinin sonucudur.
| Şiddet Derecesi | V | VI | VII | VIII | IX | X | XI | XII |
| Büyüklük (Rihter Ölçeği) | 4.6 | 5.2 | 5.7 | 6.4 | 7.0 | 7.4 | 8.2 | 8.8 |
Şimdi açıkça soralım:
Afetin şiddetini kim artırıyor?
Evi yapan müteahhit mi?
Projeyi çizen mimar ve mühendis mi?
Denetlemesi gerekirken görmezden gelen yapı denetim sistemi mi?
Kalitesiz çimento, eksik demir, hatalı zemin seçimi mi?
Ruhsatı, iskânı sorgulamadan veren kurumlar mı?
Evet, belki de hepsi.
İtirazı olan var mı?
İtirazınız yoksa asıl soruya geçelim:
Peki, bütün bunlara neden olanlara “dur” demiyoruz?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Bugün Türkiye’de TOKİ tarafından yapılan binalara baktığımızda önemli bir gerçeği görüyoruz. Son 15 yıl içinde yaşanan 6.0 ve üzeri büyüklüklerdeki depremlerde, TOKİ binalarının ciddi hasar almamış olması bir tesadüf değildir. Bu, bilimin, mühendisliğin ve denetimin sonucudur.
Doğru zemin seçimi, zemine uygun proje, güçlü taşıyıcı sistemler ve ciddi teknik denetim… Yani yapılması gerekenler aslında bellidir.
Biz vatandaşlar şatafatlı binalar istemiyoruz.
Metrekareler küçülebilir, maliyetler düşürülebilir.
Ama can güvenliği pazarlık konusu olamaz.
Çünkü bir insanın ailesini kaybetmesi, bir anne-babanın evladını toprağa vermesi, sadece bir “istatistik” değildir. Bu acıyla yaşayan binlerce insan yıllarca psikolojik travmalarla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Artık yeter.
Afetlerin şiddetini artıran ihmallerin, sorumsuzlukların ve görmezden gelmelerin karşısında durmak zorundayız. Çünkü alınacak önlemlerle, doğru yapılaşmayla ve gerçek denetimle bu acıların büyük kısmı önlenebilir.
Afetleri engelleyemeyiz belki…
Ama felakete dönüşmesini engelleyebiliriz.
Bu bir tercih değil zorunluluk meselesidir.
Ve bu tercihin bedelini artık canlarımızla ödemek istemiyoruz.
Afetsiz günler dileğiyle…

