Kuş uçuşuyla ölçülebilecek hüzünler vardır
yüz elli metre aşağıda bir sokak lambasının titreyişi kadar
ya da tam doksan üç adım ötede.
bazıları kanat çırpar gibi iner göğsüme
hafif, neredeyse sevimli
sonra birdenbire ağırlaşır
içinde eski bir muhabbet kuşunun tüyleri
ve kırık gagasıyla söylediği yarım şarkı
kuş uçuşuyla ölçülür bu hüzün
çünkü yere düşmez hemen
havada asılı kalır bir süre
rüzgârın keyfine göre sağa sola sallanır
sonra usulca iner
yere değdiği anda
toprak kokusuyla karışır gözyaşı
bir tanesi var ki
en kısası
sadece bir “keşke” kadar
kuş havalanırken bıraktığı boşluk kadar
o boşluğa bakarsın
içinde ne bir yuva ne bir gölge
sadece mavi bir eksiklik
başka biri
uzun uzun süzülür
gökte daireler çizer
aşağıdaki evlerin çatılarında
unutulmuş çamaşırlara konar gibi
sonra birden yok olur
sanki hiç uçmamış gibi
ama sen bilirsin
o hüzün hâlâ oradadır
kanat izi bırakmadan
ve en derini
kuş uçuşuyla bile ölçülemez aslında
çünkü o kuş ölmüştür çoktan
sadece uçuşu kalmıştır geriye
seni hatırlatan
her nefeste bir parça daha düşen
o sonsuz, hafif, imkânsız uçuş
öyle hüzünler işte
kuş uçuşuyla ölçülebilecek kadar narin
ve yere değdiğinde
sonsuza dek toprağa karışacak kadar ağır
…gel, biraz daha yaklaş
belki bu sefer
birlikte ölçeriz
kaç metre kaldığını
düşmeye.
“kuş ölür sen uçuşunu hatırla – Füruğ Ferruhzad”




