İŞTE BÜTÜN MESELE BU!

0
266

İŞTE BÜTÜN MESELE BU!

Tarihte Türkiye tabirine ilk defa Bizans kaynağı Menandros’ta Turkhia, Turkia şeklinde rastlanmıştır. Orta Asya’da VI. asırda, İtil’den Orta Avrupa’ ya kadar olan bölgede IX-X. asırda Türkiye olarak adlandırılmıştır. XIII. asırda Suriye ile Mısır’a, XII. asırdan itibaren Anadolu’ya Türkiye denilmiştir. (A. Ahmetbeyoğlu, Orta Asya Türk Tarihi, s.5)

Coğrafya: Eski Yunancada geo (yer) ve graphien (yazmak) kelimelerinden türetilmiştir. Yerin tanımı/yazımı anlamına gelir. “İnsan ve mekânın karşılıklı etkileşimini araştıran” bir bilimdir. Hal böyle olunca tarih ve coğrafya ayrılamaz bir bütün olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü tarihte meydana gelmiş tüm olayların bir mekânı vardır ve bu olayların bu mekanlarda geçtiği düşünüldüğünde; tarih-coğrafya ilişkisinin ne denli iç içe geçmiş olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Öyle ki çoğu zaman tarihi olayların oluşmasında coğrafi şartlar çok büyük etken olmuştur.

Geçmişe baktığımızda uygarlıkların genellikle deniz sahilleri, nehir ve göllerin çevresi ile bereketli topraklarda hayat bulduğunu görürüz. Topluluklar için ilk öncelik her zaman güvenlik, barınma ve beslenme olmuştur. Bu ihtiyaçlarını karşılayabildikleri mekanları yurt edinen, vatan olarak içselleştiren insanlar, bu mekanlarda şehirler kurmuş ve büyük uygarlıkların temellerini atmışlardır. Örneğin, Mezopotamya uygarlığının ana sebebi Fırat ve Dicle nehirleriyken, Mısır uygarlığı varlığını Nil nehrine borçludur.

Türkiye diye adlandırdığımız ve üzerinde yaşadığımız verimli Anadolu topraklarında da bu anlamda birçok topluluk neşet etmiş ve ülkemiz uygarlıkların beşiği olmuştur. Pagan inançların, tek tanrılı semavi dinlerin ve kültürün yeşerdiği, insanlık tarihindeki ilklerin, mitlerin, kavga ve barışların harmanlandığı, toplumların resmigeçit yaptığı, felsefenin doğduğu, devletlerin ölüp tekrar dirildiği çok müstesna bir coğrafyadır Anadolu. İnsanlığa birçok ilki yaşatan, yazıyı ilk kullanan uygarlık Sümerlerin vatanıdır. İlk hukuk devleti, ilk yazılı hukuk kuralları ve tekerleğin icadının yeridir. Tarihteki ilk yazılı anlaşma olan “Kadeş” anlaşmasını yapan Hititler’in yurdudur. Frigler’in Tanrısı Kibele’ nin toprakları, Midas’ın mezarıdır. Parayı ilk bulan ve kullanan, antik çağın bilinen en zengin insanı, Lidya kralı Karun’un memleketidir. Hurriler, Urartular, İyonlar, Akadlar, Asurlular, Persler, Bizanslılar, Romalılar ve İskender İmparatorluğu’ nun da topraklarıdır Anadolu. Velhasıl bugün üzerinde yaşadığımız arz kabuğunun bu bölgesi, milyonlarca canlı çeşidi içinde insanoğlunun yaşamına da tanıklık etmiş zengin bir coğrafyadır.

Bu zeminle sürekli etkileşimdeki insan, coğrafyanın sağladığı huzuru yaşayıp, nimetlerden yararlanırken, bazı zamanda acı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Öyle ki sakinlerine maddi ve manevi kayıp veren, acılar yaşatan felaket alanlarına dönüşebilmiştir. Bu etkileşim coğrafya sakinlerinin yaşamına sürekli eşlik etmiş, hayatını idame etmeye, neslini devam ettirmeye çalışan insanın yaşamı, içinde bulunduğu coğrafi koşullara göre şekillenmiştir.

Bugün, geçmişimizin çok yakın bir kısmını bilebiliyoruz. Örneğin Mezopotamya günümüzden yaklaşık on bin yıl önce atalarımızın avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik yaşama geçişinin başlangıç yeri olarak bilinmekteyken, Urfa Göbeklitepe’nin keşfi bu süreyi daha da geriye iten bir tarihi devrimin mekânı olmuştur. Anadolu bu kadar değerli ve önemli geçmişi bağrında taşırken, birçok filozofa ev sahipliği yapmış ve onların hikayelerine de kaynaklık etmiştir.

Bir Yüzük Hikayesi…

Platon’un ‘Devlet’ adlı kitabında bir hikaye bunlardan sadece bir tanesidir. Bu eserde anlatılan “yüzük” hikayesine göre; “Gyges” Lidya kralının çobanlarından birisidir. Deprem hiç eksik olmayan Ege bölgesinde günün birinde yine bir deprem meydana gelir ve hayvanlarını otlatan çobanın bulunduğu yer çatlayarak bir yarık açılır. Gyges meraklıdır ve bu merakına yenik düşer, yarığın içine iner ve orada altın bir yüzük bulur.

Gel zaman git zaman kral bütün çobanları toplantıya çağırır. Bu toplantıya parmağındaki yüzükle katılan Gyges farkına varmadan yüzüğün taşını avucunun içine çevirir. Bunu yaptığı anda “görünmez” olur. Kendisi kadar orada bulunanlar da şaşkınlık içerisinde kalırlar. Yüzüğün taşını çevirince tekrar görünür olan Gyges, böylece yüzüğün tılsımını keşfetmiş olur.

Hikayeye göre kahramanımız bir plan yapar; yüzüğün sayesinde görünmez olarak saraya girer ve kraliçeyi baştan çıkartır. Kraliçenin yardımıyla kralı öldürerek kralın yerine geçer. Yani yüzüğün sayesinde çobanımız kral olur.

Aslında bu hikaye insan doğasını anlatan; tabiatın bir parçası olan insanın tabiat kaynaklı bir gücü eline geçirdiğinde, dilediğini yapabilme özgürlüğüne sahip olmanın verdiği avantajı nasıl ahlaksızca kullanabileceğini ortaya koyan bir mittir. Kaldı ki farkına varılmadan, yakalanma korkusu olmadan, ceza almayacağını bilerek yapılan ahlak dışı eylemlerin sonucunda karlı çıkıyorsanız, suçluluk duygusu ve pişmanlık duymanıza da gerek kalmayacaktır.

Tam da bu durumla alakalı olarak Devlet isimli eserinin 359 ve 360. Sayfalarında Platon; “Haksızlıktan şikayet edenler, haksızlığa uğrayanlardır. Eğer güçleri yetseydi, haksızlık etmek fırsatını bulan herkes haksızlık ederdi” diye yazmıştır (Platon, 1982). Bu sözler aslında insanın açgözlülüğünün, kendisinde olanla yetinmeyip hep fazlasını isteme alışkanlığının ve ahlaksız tabiatının dışa vurumudur. Burada şu soru aklımıza gelebilir: “Yakalanmamak” üzerine kurgulanmış bu ölçüsüzlüğün sahibi hemcinsimiz, doğaya ve kendi nesline karşı yaptığı haksızlık ve ahlaksızlığı hangi güçle dengeleyecektir?

Horner Westacott’ın “Kimse mecbur olmasa, ahlaklı davranmaz!” sözü tam da burada devreye giriyor (HORNER; WESTACOTT, 2001).  Bizi dürüst olmaya mecbur kılacak, gücü elinde bulunduranların adil davranmasını sağlayacak ve toplumun huzuru için gerekli ölçüyü yani adaleti sağlayacak yegâne şeydir ahlak.  Ahlak, sahip olduğumuz her şeye bir ölçü ve düzen getirir. Ahlakın hak ve adalete bürünmüş somut hali kanunlardır. Kanunlar ahlaklı olduğunda, hak ve adaletin sınırı çizilmiş olur. Toplum için devlet, devlet için de kanun her zaman kayıtsız ve şartsız gerekli olan yegâne unsurdur. Platon’un ideal devletinin var olma amacıda burada ortaya çıkmaktadır.

Bir depremle başlayıp, yüzükle devam ederek devlete bağladığımız bu hikayeyi ve bu yargıyı neden yazdığımı merak etmiş olabilirsiniz. Aşağıda vereceğimiz afet bilgilerinden de anlaşılacağı üzere bu coğrafya bizi belli zaman aralıklarında olsa da sürekli üzmektedir. “Türkiye bir afet ülkesidir” cümlesinin doğumuna sebep bu durum aslında yakalanmadan yapılan yolsuzluk ve ahlaksızlıkların sonucu gibi gözükmektedir. Kaldı ki Türkiye bir afet ülkesi değil deprem ülkesidir! Depremin olması doğal bir olaydır ancak afete dönüşmesi “doğal” değildir!

Yani Türkiye coğrafyasında meydana gelen doğa olaylarının afete dönüşmesinde, afet ülkesi unvanının bize yakıştırılmasındaki en büyük sebep coğrafyamız değildir. Bu coğrafyanın üzerinde yaşayan toplulukların sahip olduğu değer yargıları ve yaşama biçimleridir. Doğanın bize hediye ettiği yüzüğü ne tarafa çevireceğimiz kendi irademiz içerisindedir. Görünür olmak, görünür kalmak veya görünmez olup görünmez kalmak! Hamlet oyununda olduğu üzere, “İşte bütün mesele bu!”

Afetsiz günler dileğiyle…

Önceki İçerikTEDİRGİN YAŞAMAK
Sonraki İçerikOsman Keçeli
Hüseyin KANZA - ORTAK PAYDAMIZ AFETLER
HÜSEYİN KANZA1970 K. Maraş / Afşin doğumludur. Gaziantep Teknik Lise Elektrik Bölümü, Bursa Polis Okulu Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi, Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Afet Risk Yönetimi Yüksek Lisans mezunu Halen Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümünde öğrenimine devam etmektedir. Vatani görevini yedek subay (Komando Asteğmen) olarak Siirt-Pervari’de tamamladı. 1993 -2005 yılları arasında Bursa, Bitlis, Malatya ve Konya İl Emniyet Müdürlüklerinde Polis Memuru olarak görev yaptı. İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Görevde Yükselme Sınavını kazandı ve 2005 yılında Hatay Emniyet Müdürlüğüne Sivil Savunma Uzmanı olarak atandı. Hatay Defterdarlığı, Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü, Bursa Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğü, Bursa AFAD ve Bursa İl Özel İdaresinde Sivil Savunma Uzmanı ve Şube Müdürlüğü ile Nizip Çadırkent Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremlerinde Adana, Kahramanmaraş, Malatya ve Hatay illerinde 6 ay görev almıştır. 2020 yılında "Ortak Paydamız Afetler", 2025 yılında "Türkiye'de Afet Yönetim Sistemi Sorunları" isimli kitapları yayımlanmıştır. Bursa ve Kahramanmaraş’ta yayımlanan gazete ve dergilerde, afet ve acil durumlarla ilgili köşe yazarlığı yapmakta olup evli iki çocuk babasıdır. Halen Bursa İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görevine devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz