BİR AĞAÇTAN DAHA FAZLASI
Sedat Ergani-Acil Gündem Gazetesi
Değerli okurlarım,
Hiç doğaya çıktınız mı?
Şehrin gürültüsünden, betonun soğukluğundan uzaklaşıp bir ormanın içine girdiniz mi?
Bir tepenin yamacında inci taneleri gibi sıralanmış ağaçları gördüğünüzde gözlerinizi onlardan alamazsınız. Uzaklara baktıkça yeşilin farklı tonları birbirine karışır. Kuşların birbirinden farklı ötüşleri, rüzgârın ağaç dallarında çıkardığı hışırtı ve toprağın insana verdiği o tarifsiz huzur…
İşte bütün bunlar, insanın ruhunda kelimelerle anlatılması zor bir mutluluk meydana getirir.
Hele o ormanda dikili bir ağacınız varsa…
İnsanın göğsü biraz daha kabarır.
“Bu ağacın büyümesinde benim de emeğim var.” dersiniz.
İşte o anda bir ağacın sadece bir ağaç olmadığını anlarsınız.
O ağaç; emektir, nefesdir, gölgedir, yaşamdır.
PEKİ YA O ORMAN YANARSA?
Bir gün aynı ormana tekrar gittiğinizi düşünün.
Yeşilin yerinde simsiyah gövdeler…
Kuşların sesi yerine sessizlik…
Ağaçların yerinde kül olmuş bir yaşam…
Toprağın üzerinde cansız yaban hayvanları…
Ve gökyüzüne yükselen kara dumanlar…
İşte orman yangınlarının geride bıraktığı tablo budur.
Bir orman yandığında yalnızca ağaçlar yanmaz.
Bir ekosistem yanar.
Bir yaşam alanı yok olur.
Yaban hayatı ölür.
Toprağın dengesi bozulur.
İnsanın hafızasında ve vicdanında derin bir yara açılır.
Üstelik bir ağacın büyümesi yıllar, hatta onlarca yıl sürerken onu yok etmek bazen yalnızca birkaç dakika alır.
YANGINI BAZEN ATEŞ DEĞİL, İHMAL ÇIKARIR!
Orman yangınlarının birçok nedeni vardır.
Yasak olmasına rağmen yakılan anızlar…
Sorumsuzca atılan bir sigara izmariti…
Ormana bırakılan cam şişeler…
Yasak olduğu dönemlerde yakılan ve tamamen söndürülmeden bırakılan kamp ateşleri…
Bağ, bahçe ve tarla çalışmalarında kullanılan kaynak veya metal kesme makinelerinden çıkan küçücük bir kıvılcım…
Ormanlık alanlara giriş ve çıkış yasaklarına uyulmaması…
Yerleşim alanlarının ormanlarla iç içe olduğu bölgelerde gerekli tedbirlerin alınmaması…
Yol ve orman kenarlarında kuruyan otların temizlenmemesi…
Ve ne yazık ki bilerek çıkarılan yangınlar…
Bunların yanında yıldırım gibi doğal nedenler ve büyük ulaşım kazaları da orman yangınlarına sebep olabilmektedir.
Fakat sebebi ne olursa olsun sonuç değişmiyor:
Yeşil yanıyor. Hayat yanıyor. Gelecek yanıyor.
AFET OLDUTAN SONRA DEĞİL, OLMADAN ÖNCE!
Bizim en büyük eksikliklerimizden biri de burada ortaya çıkıyor.
Yangın çıktığında hepimiz duyarlı oluyoruz.
İtfaiyeyi arıyoruz.
Orman teşkilatının çalışmalarını takip ediyoruz.
Uçakları, helikopterleri, arazözleri, itfaiyecileri ve gönüllüleri gördüğümüzde heyecanlanıyoruz.
Hatta çoğumuz “Ben de gidip yardım edeyim.” diyoruz.
Peki yangın çıkmadan önce ne yapıyoruz?
İşte asıl mesele burada!
Afet olduktan sonra gösterdiğimiz duyarlılığı, afet olmadan önce gösterebiliyor muyuz?
Çünkü gerçek afet yönetimi yalnızca müdahale etmek değildir.
Asıl başarı, zarar meydana gelmeden önce onu önleyebilmektir.
BİR FİDAN DİKİN, AMA ÇOCUĞUNUZLA BİRLİKTE!
Bana göre orman sevgisinin en önemli yollarından biri, insanın kendi elleriyle bir fidan dikmesidir.
Çocuklarımızı ağaçlandırma çalışmalarına götürelim.
Ellerine bir fidan verelim.
Toprağı kazsınlar.
Fidanı kendileri diksinler.
Can suyunu kendileri versinler.
Sonra yıllar boyunca o ağacın büyümesini izlesinler.
Çünkü insanın kendi elleriyle diktiği ağacı koruma duygusu, başkasının diktiği ağaçtan çok daha güçlüdür.
Bir çocuğun “Benim de dikili bir ağacım var.” demesi, aslında “Benim de bu vatana bir katkım var.” demesidir.
YEŞİL VATAN İÇİN HERKESİN BİR GÖREVİ VAR
Orman yangınlarını önlemek yalnızca bir kurumun görevi değildir.
Köy ve mahalleler yangın risklerine karşı düzenlenmeli, gerekli tedbirler alınmalı ve bu konuda yerel sorumluluk bilinci güçlendirilmelidir.
Ana ulaşım yolları üzerindeki yangın riskleri ilgili kurumlarca azaltılmalı; orman içi yolların bakım ve güvenliği sağlanmalıdır.
Belediyeler, özellikle yerleşim alanlarının ormanlarla kesiştiği bölgelerde yangın risklerine karşı gerekli çalışmaları yapmalıdır.
Okullarda çocuklara yalnızca ağaç sevgisi değil, orman yangınlarını önleme bilinci de kazandırılmalıdır.
Bu çalışmaların kurumlar arası koordinasyonu ise afet ve acil durum yönetiminin temel prensipleri doğrultusunda güçlü bir şekilde yürütülmelidir.
Çünkü Yeşil Vatan’ın korunması, kurumların değil yalnızca; milletin ortak meselesidir.
PEKİ YANGIN ÇIKARAN NE YAPMALI?
Elbette kasıtlı olarak orman yakan, ihmaliyle yangına sebep olan veya kurallara uymayarak büyük bir felakete yol açan kişiler, yürürlükteki mevzuat kapsamında gerekli cezai ve hukuki yaptırımlarla karşılaşmalıdır.
Ancak cezalandırmanın yanında toplum yararına, hukuka uygun ve caydırıcı rehabilitasyon yöntemlerinin de tartışılması gerektiğini düşünüyorum.
Bir insanın bir ağacın nasıl yetiştiğini görmesi, diktiği fidanın büyümesi için emek vermesi, belki de ormana bakışını tamamen değiştirebilir.
Çünkü ağaç dikmek kolaydır ama orman yetiştirmek sabır, emek ve nesiller ister.
Bunun için orman yangının çıkmasına sebep olan kişilerin eline kazmayı vereceksin ve yangına sebep olduğu bölgede 5.000 fidan diktireceksin.
BİR ORMAN YANDIĞINDA SADECE AĞAÇLAR YANMAZ!
Yanan ormanların ardından milyonlarca canlı yaşam alanını kaybediyor.
Kuşların yuvaları yok oluyor.
Böcekler, sürüngenler ve küçük canlılar yaşamını yitiriyor.
Toprak savunmasız kalıyor.
Doğanın dengesi bozuluyor.
Ve biz bütün bunları bazen yalnızca televizyondaki birkaç dakikalık görüntülerden izliyoruz.
Oysa o görüntünün içinde bir ağacın onlarca yıllık hayatı, bir hayvanın yuvası, bir kuşun yavruları ve geleceğe bırakılması gereken koca bir ekosistem var.
Bu nedenle ormana bakarken yalnızca ağacı görmeyelim.
Ağacın arkasındaki hayatı görelim.
YEŞİL VATAN BİZİM VATANIMIZDIR
İster doğal sebeplerle ister ihmal sonucu ister kasıtlı olarak çıksın…
Her orman yangını bize aynı gerçeği hatırlatıyor:
Ormanı korumak, aslında kendi geleceğimizi korumaktır.
Bugün gölgesinde serinlediğimiz ağaçları biz dikmemiş olabiliriz.
Ama yarın çocuklarımızın gölgesinde oturacağı ağaçları bugün biz dikmek zorundayız.
Onlara yalnızca beton binalar, yollar ve şehirler bırakmayalım.
Yeşil bir vatan bırakalım.
Bir fidan dikelim.
Bir ağacı koruyalım.
Bir çocuğa orman sevgisini öğretelim.
Bir yangın tehlikesi gördüğümüzde duyarsız kalmayalım.
Ve en önemlisi, afet olduktan sonra değil, afet olmadan önce sorumluluk alalım.
Çünkü unutmayalım:
Bir ağacı kaybetmek sadece bir ağacı kaybetmek değildir.
Bir ormanı kaybetmek ise geleceğimizden bir parça kaybetmektir.
Yeşil Vatan hepimizin emaneti…
O emanete sahip çıkmak da hepimizin vatandaşlık ve vicdan borcudur.
Kalın sağlıcakla.

