Benim için sabahlar, sizin duygularınıza dokunacak kelimeleri aramakla başlıyor. Ama sizin için sabah, belki de o ilk su damlasının çiçeğe değdiği an, ya da komşunuzun tebessümle karşılık verdiği “Günaydın”dır. Belki de pencereyi araladığınızda yüzünüze vuran o hafif serinlik, ciğerlerinize dolan tertemiz hava…
Ruhunuz, o anda hafifliyor mu?
Sanki yeni bir gün değil de, yeni bir umut başlamış gibi mi hissediyorsunuz?
Belki de o an içinizde bir kıpırtı var,sebepsiz bir neşe, tanıdık bir huzur…
Bu sabah sizde nasıldı? Ruhunuz ne dedi size?
Bir papatya alın elinize… Sorun ona?
“Seviyor mu, sevmiyor mu?” diye. Ama koparmayın yapraklarını!
Sadece sorun!
Çünkü insan, sadece yaşadığında değil, hissettiğinde, denediğinde, vazgeçtiğinde ve yeniden başladığında da yaşar.
Ben artık sadece yapmak istediklerimi yapmak istiyorum.
Başkalarını memnun etmek için değil, onay almak için değil, “doğru olan bu” diye ezberlendiği için hiç değil.
Gerçekten neyi yaşamak istiyorsam, onu yaşamak istiyorum.
Sabahları uyanmak için bir sebebim olsun: belki yazmak, belki bir yokuşu tırmanmak, belki sadece gökyüzüne bakmak.
Kimseye açıklama borcum olmayan küçük sevinçler istiyorum.
Kahvemi nasıl içeceğime, ne giyip giyemeyeceğime, kaç yaşında ne öğrenip öğrenemeyeceğime kimse karışmasın istiyorum.
Bazen hiçbir şey yapmak istemediğim günler de oluyor.
Ama o bile benim seçimim olsun!
Çünkü “sadece yapmak istediklerini yapan” insanlara bu dünya pek kucak açmıyor.
Ama ben yine de deneyeceğim.
Çünkü kendimden başka kimseye borcum yok.
Ne demiş şair;
“Burası Dünya! Ne çok kıymetlendirdik. Oysa bir tarla idi; Ekip biçip gidecektik.…”
Sevgilerimle…

