VAZGEÇTİM SENDEN…
Yolumuzun kesiştiği her insan hayatımıza eşlik etmez. Doğanın sistemi böyle işlemez. Yine de biz sıkı sıkıya tutunur, kolay kolay vaz geçemeyiz. Gitmesine izin vermek istemeyiz. Çünkü bunun bir yenilgi olduğunu düşünürüz. Oysa vazgeçmek, vazgeçebilmek insanın kendine duyduğu en büyük saygı eylemidir. Hayat bize bunu öğretmek için elinden geleni yaparken, biz tahtaya arkamızı dönüp kendi manzaramızı seyretmeye devam ederiz.
Büyük şairlerin önemli şiirlerinin hepsinde vardır. Kendisini seçmeyen birine tutunmaya devam eden mısralar. Gidenin arkasından kelimelerle, duygularla bina edilmiş cümlelerle koşuşturmacalar. En güzel, en nakaratlı ve en parlak binayı biz de alırız hanemize. Gönül köşkümüzün en baş köşesinde ağırlarız. Besleriz, büyütür, cilalar yerinde muhafaza eder, kutsallaştırırız. Bazen şarkılara dönüşen, nağmelerde buluruz bu mısraları. Mesela “vazgeçtim senden” der Sezen Aksu. Gözlerinden, sözlerinden ve ah’larından vazgeçer.
Ama yine de onu seçtiği adanmışlıkla, kendisini seçmemiş birini sadakatiyle tutmaya devam eden tüm kalplere selam olsun! Selam olsun ama senin için hiç savaşmamış biri için savaşmaya devam etmek erdemli bir davranış olmasa gerektir. Asıl olan vazgeçebilmektir. Onurluca, temiz bir vicdan ve sakin bir kalp eşliğinde bırakabilmektir. Çünkü ilişkiler her zaman yaşananlar nedeniyle bitmez. Varlığını bilmediğin birçok şeydir bitiren ve bırakmak sevgisizlik değildir. Aslında sevgi eylemidir, kendine dönüştür.
İnsanın yüreği de kendisi gibi büyür. Ve gerçek büyüme her şey yolundayken olmaz. Bir şeylerin kırılması, dökülmesi, bozulması ve parçalanması gerekir. En çok da hayaller kırılır. Ama hayaller de kırılmak içindir! Bu durumda her şeyi tekrar yoluna koymak için özgür olman ve kendini anlaman için bir iç yolcuğa çıkarsın. Bu yolculuğun sonu umulur ki kişinin kendisine çıksın. Kendi bilincinin farkına varsın. Biliyoruz ki acı yaşanmadan bilinç ortaya çıkmaz ama bilinç olmadan da iyileşme gerçekleşmez. Yaşanılan acı, ortaya çıkan bilinç ve bunun ödülü olarak güç, berraklık, değişim ve dönüşüm gelir. Böylece hafifler, özgür kalır ve özgünleşirsiniz.
Carl Jung derdi ki; “İnkâr ettiğin şey sana hükmeder. Kabul ettiğin şey ise seni dönüştürür.” Bu cümleyi ben şöyle anlıyorum. Vazgeçmek, kabul etmektir. Bırakmak geri kazanmak, yer açmaktır yüreğimizde. Her ilişki bir aynadır ve bize değersizliğimizi yansıtan, hissettiren kişi yüktür. Boşalttığımız aslında sevgimiz değil, seni görmeyen birisinin ağır yüküdür. Bu yükten vazgeçmek enerji açığa çıkartmaktır. Kimseye kızmadan, kinlenmeden bir kapıyı kapatmaktır. Hakkım olan her şeye hazırım demektir. İşte gerçek ve hakiki sevgi eylemi budur. Çünkü sana sürekli acı veren şey bağımlılık ve korkudur. Bağımlılığın ve korkunun tehdit edeceği en önemli şey huzurundur. Huzurunu kaçıran sevgin değil duygusal bir uyuşturucu olan değersizlik hissetmendir. Bundan kurtulmak için sadece yapman gerek tek şeydir vazgeçmek. Ve vazgeçebilmek için her şeyi yerli yerine koyarak kabullenmek, inkâr etmemek…
Velhasıl…
Kendisiyle yüzleşmekten kaçınan kişi iyileşemez. Bu yüzden insan içindeki eksiği başkasına yansıtır. Aslında bütün cevaplar kendisinde, bilinçaltında saklı durur. Kimse acıtan şeyle yüzleşip olgun kararlar almak istemez ve hep geçiştirir. Çünkü buna cesareti yoktur. Yüzmekten yorulmuş ya da yüzmek istemeyen denize düşmüş yorgun bir kazazede misali.
Yansılarımızdan vaz geçmek istemeyiz çünkü bu acıya ve yasa neden olur. Oysa yüzleşmek iyileştirir. Bazı insanlar hayatımıza bunun için girer. Kimi elimizden tutar, bizi güvenli alana götürür. Bize bizi gösterir, yansıtır. Kimisi de eksikliğimizle bizi o denizin ortasında dalgalara teslim eder. Hiçbir insan tesadüf değildir. İyi gelen, kendimizi güzel gördüğümüz aynalarımızdan vaz geçmeyiz. Karşımızda hep bizi yansıtsın isteriz. Ama kötü bir huyumuz var ki elimizi tutmayanı da sürekli göz hapsinde tutarak incinmeye devam ederiz.
Ama hayat bu ya yine severiz. Aslında hayatın bize bir şey vermek gibi zorunluluğu yoktur. Aslında derin düşündüğünde Jean Paul Sartre’ nin de dediği üzere “hayat boştur, saçmadır” da diyebilir, böyle düşünebilirsiniz. Ama unutmayın ki hayata anlamını biz katıyoruz. Dünyanın bize bir anlam vermek gibi kaygısı hiç olmamıştır. Bu biz insanların var olduğundan beri süregelen en önemli dertlerimizden birisidir. Öyleyse ya düştüğünüz yerde kalır, gidenin arkasında şiir yazar, türkü yakarsınız ya da herkesi ait olduğu yere koyar, kendinize döner, hayata anlamını böyle verirsiniz ya da yürüyüşünüze kaldığınız yerden devam edersiniz.
Bana kalırsa kalkın ayağa ve tekrar yürüyün derim. Sizi hak eden, değer veren, farkına varan ve önemseyen yüreklere çıksın yollarınız. Ve gerçek olmayan yüreklerden vazgeçişleriniz daim olsun diyor, afetsiz günler diliyorum…

