Ruh tesadüfleri severmiş. Karşına çıkan birini, bazen çok önceden tanıyormuş hissine kapılırmışsın.Eskiden buna “ruh ikizi” denirmiş.
Peki, buna ihtiyacımız var mı?
Bazen var, bazen yok…
Çünkü, mutlu olmak sadece anlaşmakla olmuyor, anlaşılmakta önemli!
Ancak, o zaman anlaşılır olur insan…
Bu ince ayrıntılarda kimse boğulmak istemiyor. Bu duygular gençlikte yaşanıyor. Belli bir yaşa geldiysen, hele bir de çoluk çocuğa karıştıysan, anlaşılır olmayı bırak, anlamaya zamanı bile kalmıyor.
Yaşam öyküsü gariptir.
Kimi sessizce geçip gider, kimi ardında yankılar bırakır. Bazısı bir kıvılcımla doğar, bazısı bir yangına dönüşür. Hayat, herkese aynı oyunu sunmaz; sahneler farklıdır, roller değişkendir.
Kimisi parlar, kimisi parıldar.
Kiminin ışığı anlık bir yansımadır, kimininki karanlıkta yol gösteren sabit bir yıldız. Ama ortak bir yön vardır:
Herkes kendinden söz ettirmek için çalışır, çabalar.
Belki bir iz bırakmak için, belki de sadece unutulmamak adına. Kimileri adını tarihe kazır, kimileri yalnızca bir kalpte yer edinmek ister. Ve her hikâyenin ardında bir mücadele, bir arayış yatar.
Aklıma gelen ise, şehit olan askerimizin “Eğer şehit olursam, resmimi bütün sosyal medyada paylaşın.” diyerek vasiyet etmesiydi.Onlar zaten, vatanımızın parlayan yıldızlarıydı.
Bazı insanlar, duruşuyla, karizmasıyla, konuşmalarıyla, fikirleriyle, her zaman verdikleri güvenle de gönlümüze taht kurarlar.Ulaşılmazlar. Ulaşılamazlar.Ukalaca davranışları yoktur. Çok bilgilidirler. Adeta, yargı dağıtırlar.
Bu özellikleri taşımak zordur.Taşıyabilmek te!
Işık saçarlar, parıldayan olurlar.Belki isimleriyle özdeştirler. Bilinmez!
Doğru yola, doğru söze ne denir.
Saygılarımla…

