Eskidendi O!
Sedat Ergani-Acil Gündem Gazetesi
İçişleri Bakanlığı bünyesinde, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Arama ve Kurtarma, Sivil Korunma, İkaz ve Alarm, Kılavuzluklar, Avcı Birlikleri gibi birçok hizmet; 2009 yılından itibaren AFAD çatısı altında toplanmaya başlandı.
1928 yılında, ağırlıklı olarak hava saldırılarına karşı savunma ve koruma teknikleri geliştirmek amacıyla 28 Şubat 1959 yılında kurulan Sivil Savunma, zaman içinde gelişen teknoloji ve değişen ihtiyaçlara paralel olarak planlama ve müdahale çeşitliliği artmış, oldukça işlevsel bir yapıya kavuşmuştur.
Eskiden, tehlike ve risk azaltma çalışmaları, risk analizi, zarar azaltma, planlama, eğitim, hasar tespiti gibi faaliyetler ya hiç yoktu ya da dağınık biçimde farklı kurumlar tarafından yürütülmeye çalışılırdı. Bugün bu hizmetlerin tamamı acil çözüm için tek çatı altına alınarak AFAD tarafından yürütülmektedir. Belki zaman zaman eksikler olabiliyor ama özellikle kalıcı konut ve insani yardım konularında dünyada ön sıralarda olduğumuzu da açıkça söyleye biliriz. Şöyle ki, 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremden etkilenen 11 ilde iki yıl gibi kısa bir sürede 450.000 konutun depremzedelere teslim edilmesi bunun somut bir göstergesidir.
Ancak, sanki hizmetlerde giderek “robotik” bir anlayış öne çıkıyor; ruh, heyecan ve vicdan geri planda kalıyor. Yapmak için yapılan işler artmış durumda. Talimatsız inisiyatif almak yerine, konfor alanını bozmamayı tercih eden bir anlayış hissedilir hâle geldi.
Eskiden, müdahale personeli sayısı çok azdı. Her bölgeye yetişmek mümkün olmazdı. Birkaç kurtarmacı, diğer kurumlardan gelen kamu işçileriyle ekip kurar; mevcut imkânlarla müdahale etmeye çalışırdı. Personel kapasitesini sonuna kadar zorlar, mola ya da istirahati düşünmezdi.
Tek bir hedef vardı: Daha kaç can kurtarabiliriz?
Araç-gereç yetersiz, ulaşım zor, beslenme ve dinlenme koşulları çok kötüydü. Kışın tulumlarımız basit; soğuktan donar, uyuyamazdık.
Ama güçlü bir azim ve vicdan ruhu vardı. Yapılan çabayı, gösterilen gayreti herkes görürdü.
Kazazedeye ulaşamadık mı, ağlardık… Hem de hıçkıra hıçkıra. Ailesine mahcup olur, çabaladığımız halde yine de sağ kurtarmadık mı özür dilerdik. Çabamızı gören afetzede yakınları bizimle birlikte üzülür, bizimle birlikte sevinirdi. Çünkü samimiyet ve emek ortadaydı.
Bugün ise, kişisel korunma malzemeleri son derece konforlu. Ulaşım ve müdahale araçları teknolojik ve yeterli. Donanımlı personel sayısı iyi bir seviyeye ulaştı. Eğitimler gerçeği aratmıyor; bilgiye erişim ve haberleşme imkânları oldukça güçlü.
Buna rağmen, tüm bu planlama ve imkânlara karşın hâlâ deprem bölgelerinde az hasarlı öğrenci yurtlarında barınma çözümü aranıyorsa, burada ciddi bir tutarsızlık var demektir. Enkaz başında görev yapan personel çoğu zaman kendi insafına bırakılmış durumda. Ne yaptığı ne kadar yaptığı, nasıl yaptığı sorulmuyor.
Özetle şunu söylemek istiyorum:
Eskiden imkânsızlıklar vardı; ama harika bir çalışma temposu, yoktan var etme becerisi, emprovize çözümler ve çok güçlü bir ekip ruhu vardı.
Bugün ise ekip personeli sayısı fazla, araç-gereç bol, kişisel korunma, barınma, yeme-içme ve konfor imkânları yeterince var ama verimli çalışma ve ruh ciddi biçimde gerilemiş durumda.
Beraber çalıştığımız Eğitim Uzmanı Abdullah Yiğit’in şahsımıza yazdığı geçmişimizi ve geleceğimizi anlatan şiirinden iki kıtayı buraya almak istiyorum:
…………………………………
Sözünü dirhem ile söyleyip, okkayla tartanlardan
Tan yerine at sürüp yarene koşanlardan,
Kolaydan kaçıp zora bağrını açanlardan,
Bir sen bir ben kaldım, biz de tükendik.
Zahmete aldırmayıp çileye talip olanlardan,
Bülbül için serden geçip bağa bağban olanlardan,
Yüreğinde kor ateşi üşütüp semaya dua salanlardan,
Bir sen bir ben kaldım, biz de tükendik.
………………………………….
Günümüzde afetlerin hem çeşitliliği hem de yıkıcı etkisi giderek artıyor. Zoru görmeden büyüyen yeni nesilden beklentimiz; eften püften sebeplerle kaçmak ya da ağlamak değil, yaptığı işin, kazandığı ekmeğin ve üstlendiği bu kutsal müdahale görevinin hakkını vermesidir.
Ama umutsuz değiliz.
Çünkü bu toprakların hafızasında fedakârlık var, dayanışma var, zor zamanlarda ayağa kalkma iradesi var. Bugün eksik olan şey imkân değil; ruhu yeniden hatırlamak, vicdanı yeniden sahaya indirmek. Bilgiyle tecrübeyi, teknolojiyle merhameti, disiplinle inisiyatifi buluşturduğumuzda; geçmişin azmini bugünün imkânlarıyla birleştirdiğimizde, müdahale hizmetleri yeniden hak ettiği güce kavuşacaktır.
Bu mümkün.
Çünkü bu ülkenin hâlâ “Bir can daha” diyerek uykusuz kalmaya razı insanları var. Ve o ruh yeniden ayağa kalktığında, hiçbir afet bizi hazırlıksız yakalayamayacaktır.

