Son Gün
Sedat Ergani-Acil Gündem Gazetesi
Düşünsenize; kesin olarak öğrendiğiniz ve çaresi olmayan bir hastalık nedeniyle yalnızca bir kaç günlük ömrünüz kaldığını…
Peki, bu bir kaç gün yaklaşan sondan kaçabilir misiniz?
Paranın ömrünüzü uzatmaya yetmediğini fark ettiğinizde akla şu soru gelir: Ölümden kurtuluş var mı?
Farzımuhal; şehirler arası bir yolculuğa çıkacaksınız ve aracınızın ön lastiğinde ciddi bir arıza olduğunu, bu hâliyle yola çıkarsanız kaza yapıp takla atacağınızı ve hiç kimsenin kurtulamayacağını öğrendiniz. Bu bilgiden sonra ne yaparsınız?
Bir başka senaryo:
Yarın büyük bir deprem olacağını ve binlerce insanın hayatını kaybedeceğinin kesin olduğunu biliyorsunuz. Bu durumda nasıl davranırsınız?
Bu sorular ve senaryolar zihnimizde bir ‘Acil durumlar’ düşüncesi oluşturuyor.
İlk iki senaryoda kaçınılmaz bir sonla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Ne yaparsak yapalım, sonuç değişmiyor.
Ancak son iki senaryo böyle değil. Bunlar çaresi olan, önlenebilir acil durumlar.
Uzun yola çıkmadan önce aracınıza kapsamlı bir bakım yaptırır, lastikleri kontrol eder ve güvenli sürüş kurallarına uyarsanız kazadan kurtulabilirsiniz.
Deprem olacağını biliyorsanız, son günü açık ve güvenli alanlarda geçirerek hayatta kalma şansınızı ciddi ölçüde artırabilirsiniz.
Lafı nereye getirdiğimi anladınız, değil mi?
Ölümcül bir hastalığın çaresi olmayabilir; ama afetlerin büyük bir kısmında kayıplar kader değildir. Önceden alınan önlemlerle afetlerin etkileri tamamen ya da kısmen azaltılabilir.
Nasıl olsa bir gün herhangi bir sebeple öleceğiz; ama ölümümüz boş, anlamsız ve çaresiz bir ölüm olmasın. Hemen pes etmeyelim. Bilgiyle, hazırlıkla ve dayanışmayla direnelim.
Direnenlerin nasıl hayatta kaldığını görmek isteyenler için en çarpıcı örnek Japonya’dır. 2011 yılında Japonya’da meydana gelen 9,2 büyüklüğündeki depremde, deprem kaynaklı can kaybı son derece sınırlı kalmıştır.
Şaşırtıcı mı? Aslında hayır.
Çünkü afetlerle yaşamayı öğrenmiş, bilinç düzeyi yüksek, kadercilikten uzak ve işini ciddiyetle yapan bir toplum söz konusudur.
1939 yılında Erzincan’da meydana gelen 7,9 büyüklüğündeki depremde yaklaşık 34.000 kişi hayatını kaybetti.
Aynı şehirde, 53 yıl sonra yani 1992’de yaşanan 6,8 büyüklüğündeki depremde yine can kayıpları oldu.
Peki, 2045 yılında (53 yıl sonra) Erzincan’da meydana gelebilecek bir depremde yine can kaybı olacak mı?
Muhtemelen evet.
Ama güzel bir haber var:
Son yıllarda ülkemizde afet ve acil durumlara yönelik farkındalık, eğitim ve hazırlık çalışmaları giderek artıyor. Yeterli olmasa da bu adımlar, doğru yönde atılmış önemli adımlardır.
Evet, farkındayım… Birkaç gündür ölüm ve ölümlü meseleler üzerine yazıyorum. İnsanların acı çektiğini görmek beni derinden etkiliyor. Afetler sonrası ağlayan birinin yüzüne baktığınızda, çaresizliğin ne demek olduğunu tüm açıklığıyla görebiliyorsunuz.
İşte tam da bu yüzden yazıyorum. Ve yazmaya devam edeceğim. Çünkü bu çaresizliği kimsenin yaşamaması için konuşmak, anlatmak ve öğretmek zorundayız.
Afetleri unutmayın. Unutulduğu gün, kendini hatırlatır. Ve o gün, kurtulma şansımız olmayabilir.
Ama bugün hâlâ zamanımız var. Afet tehditlerimizi öğrenebilir, risklerimizi analiz edebilir ve zararları azaltacak adımları atabiliriz. Kendimiz için, ailemiz için ve toplumumuz için…
Hazırlıklı olmak korku değil, güçtür. Bilgi umuttur. Dayanışma ise hayat kurtarır.
Ve unutmayalım:
Afetlerle yaşamak mümkündür; yeter ki öğrenelim, önlem alalım ve birlikte hareket edelim.
Afetsiz günler görmeniz dileklerimle.

