spot_img
Ana SayfaAileHURİYE DİKİCİ

HURİYE DİKİCİ

Merhaba sevgili okuyucularım. Sizinle tekrar buluştuk ve bu buluşmamızda da değerli bir sanatçımızı misafir ediyoruz. Huriye DİKİCİ. Kendisi çok yönlü bir yazar. Aynı zamanda benim kurs hocam evet doğru anladınız yazarlığı yanı sıra eğitmenlik yönü de var. Sizi sevgili yazarımızla baş başa bırakıyorum keyifli okumalar.

1. Hocam öncelikle bize kendinizden bahseder misiniz?

“Çocukların o bitmek bilmeyen merakına ve dünyayı algılama biçimlerine hayran biriyim. Adım Huriye Dikici. Hayat yolculuğumda öğretmenlik, annelik ve tiyatroculuk gibi pek çok duraktan geçtim; ama kalbim her zaman çocuklarla bir şeyler paylaşma noktasında attı. Bugünlerde ise bir yandan iki yaşındaki küçük kızımla etkinlikten etkinliğe koşuyor, bir yandan da çocukların o saf dünyasına layık olmaya çalışan hikayeler kaleme alıyorum. Kendimi her gün onlardan yeni bir şeyler öğrenen ebedi bir öğrenci olarak görüyorum.”

2. Ne zamandır yazıyorsunuz? Yazma serüveniniz nasıl başladı?

​”Yazma serüvenim aslında bir ‘fark ediş’ ve ardından gelen bir ‘sadeleşme’ yolculuğudur. Oğlum 4 yaşındayken gittiğimiz bir tiyatroda, yerinde duramayıp koşturmasına rağmen haftalar sonra o oyunun şarkılarını ezbere söylediğini gördüğümde çok şaşırdım. İlk başta bunu çocukların ruhuna ulaşan muazzam bir ‘tebliğ hizmeti’ olarak görüp tiyatro eğitimi almaya başladım. Ancak yıllarca sahne tozunu yutup, dekorlardan kostümlere kadar her şeyi sırtımda taşımanın fiziksel yorgunluğu beni daha sade bir arayışa itti. Önce hikaye anlatıcılığına, oradan da yazarlığa geçiş yaptım. Anladım ki asıl mesele onlara bir şey ‘öğretmek’ değil, o muazzam ‘çocuk okuluna’ kaydolup onlardan öğrendiğim duru insanlığı kalıcı bir eserle onlara geri sunmakmış. Yazarlık, benim o koca tiyatro sahnemi kağıdın üzerine sığdırma çabamdır.”

3. Eserleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

“Eserlerimi oluştururken tek bir pusulam var: ‘Çocukların da iyi ve nitelikli edebiyat okumaya hakkı vardır.’ Hikayelerimde (Ama Ben Kedi Demiyorum ki’den Hüzünlü Köstebek Tantuli’ye kadar) çocukları sadece eğitmeye çalışan bir yetişkin gibi değil, onlarla beraber hayal kuran bir arkadaş gibi davranmaya çalışıyorum. Onlara sunduğum metinlerin; diliyle, kurgusuyla ve estetiğiyle birer ‘küçük insan’ olan okurlarımın zekasına saygı duyması benim için çok önemli. Müziği, görselliği ve hikayenin o sihirli gücünü harmanlayarak onlara samimi dünyalar sunmaya gayret ediyorum.”

4. Yazarlık, yetenek işi midir yoksa teknik bilgisi olan herkes yazabilir mi?

“Bence yazarlık, bir parça yetenekle başlayan ama asıl olarak büyük bir ‘bakma ve görme’ emeğiyle şekillenen bir süreçtir. Sadece teknik bilmek bir metni kusursuz yapabilir ama ona ruh üfleyemez. Hele ki çocuklara yazıyorsanız, teknikten çok daha fazlasına; yani dürüstlüğe ve samimiyete ihtiyacınız var. Çocuklar, kalpten gelmeyen hiçbir kelimeyi kabul etmezler. Teknik size yolu öğretir ama o yolda kiminle yürüyeceğinizi kalbiniz belirler.”

5. Sizce yazar kimdir?

“Benim için yazar, başkalarının bakıp geçtiği detaylarda saklı olan hikayeleri fark eden ve bunları en duru haliyle başkalarına ikram eden biridir. Özellikle çocuk yazarı, dünyanın karmaşasını çocukların o masumiyetini bozmadan, ama onlara yalan da söylemeden anlatabilen bir dert ortağıdır. Yazar, okurunun ruhuna ayna tutan ve ‘yalnız değilsin, ben de senin gibi hissediyorum’ diyebilen kişidir.”

6. Yazma süreci hakkında biraz bilgi verir misiniz?

“Yazma sürecim aslında masanın başına oturmadan çok önce, çocukların arasında bir ‘öğrenci’ gibi dolaşırken başlıyor. Onları sadece gözlemlemiyorum; onlarla beraber hayret ediyor, onlarla beraber gülüyorum. Yazma eylemi benim için bu biriktirdiğim saf anları kâğıda dökme çabasıdır. Tiyatrocu kimliğimden gelen o hareketli dünyayı, kelimelerin dinginliğiyle birleştiriyorum. Yazarken her zaman kendime şunu hatırlatıyorum: ‘Ben onlara bir şey öğretmeye değil, onlardan öğrendiğim o temiz bakış açısını onlara en güzel haliyle geri sunmaya çalışıyorum.’ En büyük ödülüm ise bir çocuğun gözünde gördüğüm o gerçek mutluluk pırıltısı oluyor.”

7. Yazarlık bir meslek olarak edinilirse zorlukları ve kolaylıkları nelerdir?

“Bunu bir meslekten ziyade bir yaşam biçimi ve sorumluluk olarak görüyorum. En büyük zorluğu, çocukların o sarsılmaz dürüstlüğüdür; onları kandıramazsınız, yapay olanı anında sezerler. Bu da yazarı her an ‘insanlığını güncellemeye’ ve samimi kalmaya zorlar. Kolaylığı veya daha doğrusu güzelliği ise, yazdığınız bir cümlenin minik bir kalpte çiçek açtığını bilmektir. Mesailer biter ama bir çocuğun hayal dünyasında bıraktığınız o iyi iz, ömür boyu sizinle kalır.”

8. Yazmanın kuralları var mıdır? Varsa bahseder misiniz?

“Kurallar kurgu ve dil bilgisiyle başlar ama bence en temel kural ‘sahicilik’tir. Çocuklara yönelik sergilediğimiz bir tiyatroda bir keresinde sahnede bir sepet yumurta vardı ve bir çocuk ‘Onlar gerçek değil!’ diye bağırdı. Onu sahneye çağırıp yumurtalara dokundurdum; gerçek olduklarını görünce tatlı bir şaşkınlık yaşadı, gülümsedi, yumurtaların gerçek olması çok hoşuna gitti. İşte yazmanın kuralı da budur: Yumurta koyduysanız o yumurta gerçek olmalı. Çocukları asla küçümsememek, onlara yukarıdan bakmamak ve kalemi sadece dürüstlükle oynatmak en vazgeçilmez kuralımız olmalı.”

9. Yazar olmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

“Tavsiyem, çocukların okulunda iyi birer öğrenci olmaları. Biz yetişkinler çoğu zaman ‘öğretici’ rolüne çok çabuk soyunuyoruz, oysa asıl bizim onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Onların dürüstlüğünden, merakından ve hayata bakışındaki o berraklıktan beslenmeliler. Bol bol okumak ve teknik çalışmak elbette önemli; ama çocukların o minik elleriyle sayfalarınızı çevirmesini istiyorsanız, önce kendi kalbinizdeki çocuğu uyandırmanız ve onun sesine kulak vermeniz gerekir. Asla ve asla onlara parmak sallayan didaktik bir üslup kullanmamaları. Yetişkinlik kibrinden kurtulmaları.”

10. Hocam sizin bir de tiyatrocu yönünüz var. Nasıl başladı?

​”Oğlumun o ilk çocukluk yıllarındaki tepkisiyle başlayan bu serüven, benim için tam bir ‘mutfak’ tecrübesi oldu. İki yıl boyunca İzmir-İstanbul arası mekik dokuyup eğitimler aldım, sahne kurdum, oyuncu bulup onları çalıştırdım. Tiyatroda a’dan z’eye’ her şeyi kendimiz hazırlıyorduk; kostüm dikmekten dekor taşımaya kadar her adım inanılmaz yorucuydu. Sabit bir mekânın olmaması ve her seferinde o koca hazırlığı yeniden yapmak beni çok yıprattı. Fakat bu süreç bana disiplini, bir karakterin ruhunu giymeyi ve çocuklarla o interaktif bağı kurmayı öğretti. Ayrıca sahnelediğiniz yer kadar çocuğa ulaşmak da üzüyordu. Daha çok çocuğa ulaşabilmek, onlara dokunabilmek istiyordum. O yorucu sahnelerden süzülüp gelen tecrübeyi şimdi kitaplarımın her satırına işliyorum. Şimdi 2 yaşındaki kızımla gittiğim etkinliklerde, o sahnede öğrendiğim ‘gerçeklik’ duygusunu çocuklara bu kez kalemimle hissettiriyorum.”

11. Yetişkin tiyatrosu da yapıyor musunuz? Yoksa sadece çocuk tiyatrosu mu?

“Kalbim her zaman çocukların o saf ve maskesiz dünyasından yana oldu. Yetişkin dünyasının karmaşasından ziyade, çocukların o ‘insanlığımızı güncelleyen’ enerjisi beni daha çok besliyor. Bu yüzden tüm yoğunluğumu çocuk tiyatrosuna ve edebiyatına verdim. Bir yetişkine bir şey anlatmak zordur, ama bir çocuğun ruhuna ektiğiniz küçücük bir güzellik tohumu, koca…”

12. Sizde hangisi daha ağır basıyor; tiyatro mu yazarlık mı?

“Aslında ikisi de aynı nehrin kolları gibi. Tiyatro bana sahnede olmayı, çocuklarla o anlık, canlı bağı kurmayı öğretti. Ancak fiziksel zorluklar, dekor taşımak ve sabit bir mekânın olmaması beni yordu. İşte o yorgunluk anında yazarlık imdadıma yetişti. Yazarlık, sahnede hissettiğim o heyecanı kalıcı kılan bir liman oldu benim için. Sahnedeyken sadece o anki seyirciye ulaşıyordum, ama şimdi yazdığım bir kitapla dünyanın bir ucundaki bir çocuğun kalbine misafir olabiliyorum. Bu yüzden şu an yazarlık, o sahne tozunu satırlara taşıyan daha kalıcı bir aşk benim için.”

13. Tiyatroyu hem yazıyor, yönetiyor hem de oynuyorsunuz. Hangisi en çok hoşunuza gidiyor? Neden?

“Benim için en keyiflisi ‘anlatıcı’ olmak. Yazarken dünyayı hayal ediyor, yönetirken o hayali ete kemiğe büründürüyorum. Ama asıl mutluluk, o hikâyenin içine çocukları da dahil edebilmekte. İnteraktif bir yapıyı seviyorum; oyun başlamadan sahneye çıkıp onlarla sohbet etmek, onların o dürüst tepkilerini almak beni en çok heyecanlandıran kısım. Yazarken de aslında kâğıt üzerinde hem yönetmenlik yapıyor hem de her karakteri bizzat yaşıyorum. Sonuçta hepsi, çocukların o minik elleriyle hayat buluyor.”

14. Hem yazar hem tiyatrocu hem de anne ve eş dengesini nasıl kuruyorsunuz? Zor değil mi?

“Elbette zor tarafları var ama bu roller birbirine engel değil, aksine birbirinin yakıtı. Yazarlık serüvenimi başlatan oğlumdu; şimdi ise 2 yaşındaki kızım en yakın yol arkadaşım. Onu gittiğim her etkinliğe götürüyorum; o orada akranlarıyla oynarken ben de çocuk dünyasını en taze haliyle ondan öğreniyorum. Evimiz bir üretim alanı gibi; eşim ve çocuklarım benim en samimi aynalarım. Dengeyi kuran şey ise onlara ‘öğretmek’ değil, onlarla beraber ‘büyümek’. Onların mutluluğunu gördüğümde tüm yorgunluğum bir anda uçup gidiyor.”

15. Özellikle çocuk tiyatrosu yapmak isteyenlere tavsiyeleriniz neler olacaktır?

“Onlara en büyük tavsiyem; çocukları sadece ‘eğitilmesi gereken küçükler’ olarak görmemeleri. Bizim onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Sahneye çıktıklarında veya kalem tuttuklarında önce kendi ‘insanlıklarını güncellemeyi’ hedeflesinler. Dürüst olun, çünkü çocuklar sahteliği saniyeler içinde sezer. Eğer sahnede bir yumurta kullanacaksanız, o yumurta gerçek olsun. Çocukların zekasına, estetik algısına ve o kocaman yüreklerine saygı duyduğunuzda, onlar da sizi en samimi köşelerine buyur edeceklerdir.”

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
spot_img
Firdevs SUBAY - ÇOCUKLARIN DÜNYASI
Firdevs SUBAY - ÇOCUKLARIN DÜNYASIhttps://kelimelerledokunmak.blogspot.com/?m=1
1971 izmir doğumluyum. Yazarım… Köşe yazarlığı yapıyorum. Çocuk hikaye kitapları yazıyorum. Kıbrıs, DAÜ’den mezunum. Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü.
İLİŞKİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img
- Reklam -spot_img

Popüler