1 MAYIS…

1 MAYIS…

İşçilerin çalıştığı, diğer tüm kamu görevlilerinin izin yaptığı bir işçi bayramı!’nı daha geride bıraktık.

Türkiye’ de 1 Mayıs’ın resmi adı Emek ve Dayanışma Günü‘dür. 22 Nisan 2009’da 5892 sayılı yasa ile resmî tatil ilan edilen bugün, uluslararası alanda genellikle “Uluslararası İşçi Bayramı” veya “1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak bilinir.

Çağımız iletişim çağı ve her türlü bilgiye çok kolay erişilebilir bir dönemi yaşıyoruz. Gerek resmi gerekse de özel olarak yayın yapan yazılı ve görsel medyanın yanında kurumsal veya kişisel sosyal medya hesaplarını da düşündüğümüzde, her an milyonlarca veri akışına maruz kalabiliyoruz. Yani, bilgi saklanabilir olmaktan çıktı. Ama sevindirici gibi gözüken bu durumun bir kusuru var! Her türlü bilgi çok rahatlıkla yayılıp, insanları olumsuz yönlere sevk edebiliyor. Kirli bilgi diyebileceğimiz bu enformasyonun arkasında bir takım çıkar amaçlı resmi veya gayri resmi oluşumlar olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Her alanda etrafımızı ve düşün dünyamızı kuşatan ve bizi olumsuz duygu ve düşüncelere sevk eden bu sarmaldan kurtulabilmek için yalın gerçeği bilmemiz gerekiyor. Ben bu özel günle ilgili sizleri, tarihin tozlu sayfaları arasındaki temiz ama karşıt fikirlerle buluşturmak istiyorum.

Ve konuya en yakın görünen muhatap Karl Marx’ dan başlamak istiyorum. Kapitalizmin proletaryayı yani işçi sınıfını sömürdüğünü ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayalı, sınıfsız ve devletsiz bir toplum düzeni olan komünizmi (ve geçiş aşaması olarak sosyalizmi) savunan Alman filozof ve iktisatçı olan Marx’ın görüşleri, Marksizm olarak adlandırılan ve sınıf çatışması, tarihsel materyalizm ve kapitalizmin yıkılması temellerine dayanan sosyoekonomik bir analiz yaklaşımıdır.

İkinci düşünürümüz Adam Smith “Ekonominin ve kapitalizmin babası” olarak anılan İskoçyalı filozoftur. “Ulusların Zenginliği” (1776) isimli eseriyle modern iktisat biliminin temelini atmış, serbest piyasa ekonomisi, iş bölümü ve “görünmez el” teorisiyle düşüncelerini taçlandırmıştır.

İşte bu iktisatçıya Karl Marx şu soruyu sorar:

-Eğer toplumsal fayda bireysel çıkarların toplamıysa, bu toplamın içinde işçi neden sürekli yoksullaşırken, sermaye sürekli büyüyor?

Adam Smith cevap verir:

-Refahın yayılması için piyasanın tam rekabet koşullarına çekilmesi gerekir. Tam rekabet koşullarındaki piyasada fiyatlar düşer, ücretler dengelenir ve refah yayılır.

Karl Marx bu cevaba şu yorumu getirir:

-Rekabet dengeyi bozar; çünkü her sermayedar piyasada varlığını devam ettirebilmek için maliyeti düşürmek zorunda kalır. Ve maliyeti düşürmenin en kolay ve ucuz yolu emek hırsızlığı, yani işçiden çalmaktır!

Adam Smith buna karşı çıkar ve şu cevabı verir:

-İşçi ücretlerinin düşmesi patronla alakalı değil, o emeğin piyasa değerinin düşmesindendir. Çünkü değer serbest piyasa koşullarında arz ve talep tarafından belirlenir.

Karl Marx devam eder ve şu soruyu sorar:

-Madem öyleyse, işçi yarattığı değerin neden yalnızca az bir kısmını ücret olarak alabilmektedir?

Adam Smith hemen cevap verir:

-Riski alan patrondur, üretim aşamalarını sermayesiyle organize eder ve hazır parasını belirsizlik karşısında kaybetmeyi göze alır. Bu yüzden elde edilen kârın fazlası, bu riskin karşılığı olarak sermayedarın olacaktır.

Karl Marx buna karşı çıkar ve şu soruyu sorar:

-Eğer sermaye geçmiş olan emeğin birikmiş haliyse, geçmiş emek yaşayan emekten neden hak talep etsin ki? Kaldı ki üretimde yeni değer yaratan şey sermaye değil, emektir.

Adam Smith bu tespite şöyle karşılık verir:

-Birikim olmadan üretim zinciri oluşamaz. Süreklilik sermayeyi zorunlu kılar ve genişlemenin dayanağı emek değil, sermayedir.

Karl Marx hemen sorar:

-Senin birikim dediğin şey işçinin alın terinden çalınan, ona ödenmeyen kısmından oluşuyorsa, buna genişleme değil sömürünün büyümesi denmez mi?

Adam Smith buna itiraz eder ve der ki:

-İşçi zorla çalıştırılmıyor. Eğer öyle olsaydı, işçi bu anlaşmayı bozar ve üretimden çekilirdi.

 Karl Marx hemen atılır:

-İşçinin çalışmaktan başka çaresi var mı? Açlık en büyük terbiye silahı değil midir? Emeğini icra etmekten uzaklaştırılmış bir işçinin hayatta kalması mümkün müdür?

Adam Smith bu soruya iyimser bir karşılık verir:

-Mevcut durum gösteriyor ki bu sistem, işçi dahil her kesimin genel refahını artırarak geçmişteki toplumlara nazaran daha fazla üretim ve daha fazla zenginlik sağlamıştır.

Karl Marx hemen şu cevabı verir:

-Zenginlik artabilir. Ama artan bu zenginlikle birlikte taraflar arasında adil bir bölüşüm yoksa yani üretim büyürken eşitsizlik de büyüyorsa, bu sistemin başarısı değil çelişkisidir.

Adam Smith konuşmayı sonlandırmak için sorar:

-O halde sizin önereceğiniz çözüm nedir? Piyasayı ortadan kaldıralım mı istiyorsunuz?

Karl Marx savunmaya geçer:

– Hayır, piyasayı değil bahsettiğim çelişkiyi ortadan kaldırmamız gerekiyor. Üretim toplumsal bir olguysa mülkiyet bunun dışında düşünülemez.

Adam Smith gülümser ve:

– Siz komünistler hayali bir cennet vadediyorsunuz. Binlerce yıllık insanlık tarihine bir bakın isterseniz. Hiç gerçekleşmiş böyle bir ütopya var mı? Tarih böyle bir şeyi hiç yazmamıştır…

Karl Marx gözlerini uzaklara diker ve yarı duyulur yarı duyulmaz bir iç sesle:

-Tarih… henüz bitmedi! der…

Değerli okuyucu, bu konuşma böylece bitiyor ama 1 Mayıs her yıl tekerrür ediyor. Bu konudaki düşüncemi bir cümleyle ifade edecek olursam: Mülk sadece insanların yaşadığı topraklar değil, devlet, ülke veya iktidar olarak sahip olduğu yönetim şeklidir ve adalet de bu mülkün temelidir. Ben, adaletin insanoğlunun yaşamında hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir doğal durum olarak görüyorum. Ama yine de ümidimi kaybetmiyorum.

Ümit…henüz bitmedi!

Adalet temelli bir düzen, adil bir paylaşım ve afetsiz günler dileğiyle…

Önceki İçerikDoğa ve Doğadaki Faaliyetlerimiz – V
Sonraki İçerikÇIĞLIK
Hüseyin KANZA - ORTAK PAYDAMIZ AFETLER
HÜSEYİN KANZA1970 K. Maraş / Afşin doğumludur. Gaziantep Teknik Lise Elektrik Bölümü, Bursa Polis Okulu Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi, Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Afet Risk Yönetimi Yüksek Lisans mezunu Halen Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümünde öğrenimine devam etmektedir. Vatani görevini yedek subay (Komando Asteğmen) olarak Siirt-Pervari’de tamamladı. 1993 -2005 yılları arasında Bursa, Bitlis, Malatya ve Konya İl Emniyet Müdürlüklerinde Polis Memuru olarak görev yaptı. İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Görevde Yükselme Sınavını kazandı ve 2005 yılında Hatay Emniyet Müdürlüğüne Sivil Savunma Uzmanı olarak atandı. Hatay Defterdarlığı, Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü, Bursa Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğü, Bursa AFAD ve Bursa İl Özel İdaresinde Sivil Savunma Uzmanı ve Şube Müdürlüğü ile Nizip Çadırkent Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremlerinde Adana, Kahramanmaraş, Malatya ve Hatay illerinde 6 ay görev almıştır. 2020 yılında "Ortak Paydamız Afetler", 2025 yılında "Türkiye'de Afet Yönetim Sistemi Sorunları" isimli kitapları yayımlanmıştır. Bursa ve Kahramanmaraş’ta yayımlanan gazete ve dergilerde, afet ve acil durumlarla ilgili köşe yazarlığı yapmakta olup evli iki çocuk babasıdır. Halen Bursa İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görevine devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz