AFET BÖLGESİNİ HEMEN TERK EDİN
Sedat Ergani-Acil Gündem Gazetesi
Bir afet olduğunda ilk düşündüğümüz şey, “Bize kim yardım edecek?” oluyor.
Peki hiç düşündük mü?
“Kendimizi koruyup kollamak için biz ne yaptık?”
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Afetler meydana geldiğinde herkesin gözü devletin kurumlarına, yardım kuruluşlarına ve kurtarma ekiplerine çevriliyor. Elbette devletimiz ve ilgili kurumlarımız afetin ilk dakikasından itibaren vatandaşının yanında olmak için mücadele edecektir.
Ancak afetin büyüklüğü, etkilenen insan sayısı ve ortaya çıkan ihtiyaçlar arttıkça, yardımın herkese aynı anda ulaşması mümkün olmayabilir.
İşte bu nedenle afetlere hazırlığı yalnızca “Afet olduğunda bizi kim kurtaracak?” anlayışıyla değil, “Afet olduğunda biz kendimizi ve ailemizi nasıl koruyacağız?” anlayışıyla ele almalıyız.
Çünkü afet sadece yıkım anından ibaret değildir.
Asıl sorunların birçoğu, afetin hemen ardından başlar.
Deprem sonrasında artçı sarsıntılar devam eder. Hasar görmüş binalar yeni tehlikeler oluşturabilir. Yollar kapanabilir, elektrik ve su kesilebilir, haberleşme sistemleri aksayabilir.
Yeme-içme, barınma, temizlik, ulaşım ve sağlık gibi en temel ihtiyaçlarda ciddi sıkıntılar yaşanabilir.
Bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkma riski artabilir.
Bütün bunların yanında belki de en sessiz ama en ağır sorunlardan biri ortaya çıkar: Psikolojik yıpranma.
Yakınlarını kaybetmek, evini kaybetmek, günlerce enkazların arasında yaşamak, sürekli artçı korkusu taşımak ve geleceğin ne olacağını bilememek insanın psikolojisini ciddi şekilde etkileyebilir.
İşte bu noktada, afet bölgesinde kalmak zorunda olmayan insanların mümkün olduğunca güvenli bir bölgeye geçmesi önemli hale gelir.
Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir konu var.
Afet bölgesini terk etmek, yaşadığımız yeri terk etmek veya mücadeleden kaçmak değildir (Riskler ortadan kalktıktan sonra tekrar evinize dönmek üzere gittiğinizi düşünmelisiniz).
Eğer afet bölgesinde yapmamız gereken bir görevimiz yoksa, ailemizin güvenliğini sağlamak için daha güvenli bir yere geçmek, alınabilecek en önemli tedbirlerden biridir.
Çünkü afet sonrasında günlerce, haftalarca veya daha uzun süre aynı bölgede yaşamak zorunda kalmak, karşılaşacağımız sorunları zaman içerisinde daha da büyütebilir.
Peki nereye gideceğiz?
İşte bu sorunun cevabını afet olduktan sonra değil, afet olmadan önce vermeliyiz.
Yaşadığımız ilin dışında, mümkünse daha uzağında güvenli bir alternatifimiz olmalı.
Bu bir köy evi olabilir.
Yıllardır kullanılmayan bir evimiz varsa, onu sadece yazın gidilecek bir yer olmaktan çıkarıp gerektiğinde hemen kullanılabilecek bir güvenli barınma alanına dönüştürebiliriz.
Elektriği, suyu, ısınması, temel mutfak ihtiyaçları ve yatacak yerleri hazır olmalı.
Yada maddi imkânımız varsa yaşadığımız şehirden uzak bir il veya ilçede küçük bir 1+1 ev de bu amaçla değerlendirilebilir.
Hatta uygun arazi ve mevzuat şartları bulunanlar için bağ, bahçe veya tarla gibi alanlarda gerekli izinler alınarak konteyner gibi alternatif barınma çözümleri de düşünülebilir.
Buradaki amaç lüks yaşamak değildir. Amaç, afet sonrasında ailemizle birlikte güvenli bir yere sahip olmaktır.
Çünkü afet geldiğinde “Nereye gidelim?” diye düşünmek yerine, “Bizim gideceğimiz yer hazır.” diyebilmek büyük bir avantajdır.
Kendi hazırlığımız, başkasının yardımına dönüşür
Afet sonrasında AFAD, belediyeler, sağlık ekipleri, güvenlik güçleri, Kızılay ve diğer yardım kuruluşları büyük bir yoğunluk içerisinde çalışacaktır.
Binlerce insan aynı anda barınma, yiyecek, su, sağlık ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için yardım bekleyebilir.
Eğer biz kendi imkânlarımızla güvenli bir yere geçebilirsek, aslında sadece kendimizi korumuş olmayız, yardım ekiplerinin üzerindeki yükü de azaltmış oluruz.
Bizim için ayrılacak bir çadır, bir öğün yemek, bir araç veya bir yardım ekibi başka bir ihtiyaç sahibine ulaşabilir.
Bu nedenle kişisel hazırlık, aslında toplumsal dayanışmanın da bir parçasıdır.
“Keşke” dememek için…
Bugün bir köy evini tamir ettirmek, küçük bir ev almak veya alternatif bir barınma alanı oluşturmak bize gereksiz bir masraf gibi gelebilir.
Belki yıllarca hiç kullanmayacağız.
Ama afetlerden sonra insanların en çok söylediği iki kelime vardır:
“Keşke bilseydik…”
“Keşke hazırlansaydık…”
Oysa afetlere hazırlık, tam da bu iki kelimeyi hayatımızdan çıkarmaktır.
Kullanmadığımız bir hazırlık için üzülmek, ihtiyaç duyduğumuz anda hazırlıksız kalmaktan çok daha iyidir.
Çünkü afet çantası da, toplanma alanı da, aile afet planı da, alternatif barınma yeri de aynı düşüncenin parçalarıdır:
Afet olmadan önce kendimizi koruyabilmek.
Son söz
Afetlere hazırlık sadece deprem çantası hazırlamak değildir.
Sadece dolapları duvara sabitlemek, birkaç litre su depolamak veya evin sigortalarını kontrol etmek de değildir.
Bunların hepsi önemlidir.
Ama hazırlığın bir başka boyutu daha vardır:
Afet sonrasındaki hayatımızı planlamak.
Nereye gideceğiz?
Kimlerle buluşacağız?
Nasıl ulaşacağız?
Nerede barınacağız?
İlk birkaç gün ne yiyip içeceğiz?
Haberleşme kesilirse birbirimizi nasıl bulacağız?
Çocuklarımızın, yaşlılarımızın ve diğer aile bireylerimizin ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağız?
Bu soruların cevaplarını afet olduktan sonra ararsak çok geç kalmış olabiliriz.
Bugün kendimize şu soruyu soralım:
“Yarın yaşadığım şehir büyük bir afetle karşılaşırsa, ailemle birlikte nereye gideceğim?”
Eğer bu sorunun cevabını bilmiyorsak, hazırlığımızın önemli bir bölümü hâlâ eksiktir.
Unutmayalım;
Afet geldiğinde herkes kurtarılmayı bekler.
Hazırlıklı olan ise ne yapacağını bilir.
Ve benim yıllardır savunduğum en önemli gerçeklerden biri şudur:
“Afet sonrasında size sizden daha iyi sahip olacak hiç kimse yoktur. Kendi güvenliğinizin ilk sorumlusu sizsiniz.”
Sağlıcakla Kalın.


Afetlere hazırlığın yalnızca bir çanta hazırlamaktan ibaret olmadığını; afet sonrasında ailemizle nereye gideceğimizi, nasıl barınacağımızı ve iletişimimizi nasıl sürdüreceğimizi de önceden planlamamız gerektiğini çok güzel anlatmışsınız. Özellikle kendi imkânlarıyla güvenli bölgeye geçebilecek kişilerin, yardım ekiplerinin yükünü azaltarak daha fazla ihtiyaç sahibine ulaşılmasına katkı sağlayacağı tespiti son derece kıymetli. “Kendi hazırlığımız, başkasının yardımına dönüşür” sözü makalenin özünü anlatıyor. Toplum olarak “Bizi kim kurtaracak?” sorusunun yanında “Biz ne kadar hazırız?” sorusunu da sormamız gerektiğini güçlü şekilde hatırlatan bir yazı olmuş. Kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlık Sedat ağabey.