BORSANIN ÜÇ MAYMUNU…
Son günlerde Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin gündeminde borsa vurgunu var. Bu konuyla ilgili bir hikâye anlatmak istiyorum. Bu hikâyeyi sanıyorum ki birçoğunuz duymuşsunuzdur ama ben duymayanlar için yeniden anlatayım.
Hikâye şöyle:
Orman kenarına kurulmuş köyün birine, şehirden bir adam geliyor. Köy sakinlerine “ormandaki maymunları benim için yakalayan herkese her maymun için Yüz TL vereceğim” diyor. Orman maymun kaynıyor ve köylüler başlıyor maymun yakalamaya. Yakaladıkları maymunları şehirden gelen adama getiriyorlar ve adam söz verdiği üzere tane başına yüz TL ödeme yapıyor. Köylüler mutlu mesut; alan memnun satan memnun, herkes memnun.
Bir süre sonra adam “maymunlar azaldı, tane başına iki yüz TL vereceğim” diyor ve köylüler koştura koştura tekrar ormana gidiyor. Sonra üç yüz TL ve nihayetinde beş yüz TL’ye kadar çıkıyor maymunun fiyatı. Kolay para ve zahmeti az! Yine herkes memnun.
Ama bir süre sonra ormanda hiç maymun kalmıyor. Ve adam “benim bir süreliğine şehre dönmem gerekiyor, döndüğümde maymun başına bin TL vereceğim” diyerek köyden ayrılıyor. Yerine de kafesteki maymunlara bakması ve sahip çıkması için “TAHTACI” isimli yardımcısını bırakıyor.
Adam gider gitmez Tahtacı köylüleri gizlice topluyor ve ormanda hiç maymun kalmadığı için kafesteki maymunları tanesi yedi yüz TL’den kendilerine satabileceğini, kendilerinin de bu maymunları bir hafta sonra gelecek olan patrona tanesi bin TL’den satarak maymun başına üç yüz TL kar edebileceklerini söylüyor.
Bu cazip(!) teklif köylülerin hoşuna gidiyor ve gayet mantıklı buluyorlar. Böylece ellerinde ne kadar para varsa verip, tahtacıdan kafesteki maymunları almaya başlıyorlar. Ve hatta bazıları evini, arabasını, eşinin kolundaki bileziği, tarla ve hayvanlarını satarak bu karlı alışverişe ortak oluyor. Tahtacı tanesi yedi yüz TL’den bütün maymunları köylülere satıyor ve kimseye gözükmeden köyden gidiyor.
Benim, sizin, patron ile yardımcısı için hikâye buraya kadardı. Ama köylüler için hikâye bitmedi, devam ediyor. Beş parasız kalan köylüler, her tarafta cirit atan maymunlarla mücadele ederken, şehirden gelecek olan patron ve yardımcısının gerçek kimliklerini hiçbir zaman öğrenemediler. Ve o patron ve yardımcısı hiçbir zaman o köye geri dönmedi.
Usuldür, her hikâye sonrası gökten payımıza bir şeyler düşer. Bu hikâyede bittiğine göre gökten üç maymun (pardon!) elma düşsün. Birisi patrona, birisi tahtacıya ve birisi de tabii ki köylülere.
Patron ve yardımcısına zenginliğin düştüğünü biliyoruz. Peki, köylülere düşen maymun (pardon!) elma neydi?
Değer üretmeyen bir varlığı (maymunu) “kolay kazanç” güdüsüyle ekonomik gerçeklik sanarak rasyonel düşünme yetisini kaybeden köylülere yapay balon düşmüştür. Yapay balonlar ellerinde patlamıştır. Kendilerine sunulan anlık bilgiyle hareket edip, arkadaki büyük resmi görmemiş, “Tahtacı” ve “Patron” arasındaki ilişkiyi sorgulamadan, körü körüne inanmanın hayal kırıklığını evlerinin baş köşesinde misafir yapmışlardır.
Sahi, aklıma şu üç elma (pardon!) soru takıldı.
- Bu hikâyenin kahramanı olan PATRON ve patrona yardımcı olan TAHTACI kim?
- Ellerindeki maymunlarla patronu dört gözle bekleyeduran KÖYLÜLER kim?
- Borsa dünyasında dönen dolaplara “görmedim, duymadım, bilmiyorum” diyerek sessiz kalan ÜÇ MAYMUN kim?
Benden bu kadar, gerisi de size kalmış. Kalın sağlıcakla…

