YAPAY KORTİZOL MESELESİ…
Geçen gün internette önüme bir yazı düştü. Başlığı dikkatimi çekti ve içeriğine göz attım. Yapay zekâya (ChatGPT) uzun yaşamın sırrı sorulmuş. Yapay zekânın cevabı “düşük düzeyde kronik stres” olmuş.
Ayrıca kronik stresin insan ömrüne etkisini rakamlarla şu şekilde göstermiş.
İşinden nefret edip sadece para için mi yapıyorsun:15 yıl.
Yalnız kalma korkusuyla sevmediğin birisiyle mi yaşıyorsun :10 yıl.
Enerjini tüketen insanlarla mı çevrilisin:8 yıl.
Emeklilerin %43’ünün emeklilikten sonraki ilk 5 yıl içinde öldüğünü iddia eden yazıda şu rakamlar da dikkatimi çekti.
Yalnızlık, günde 15 sigara içmek kadar zararlıdır.
Güçlü sosyal bağlara sahip olanlar %50 daha uzun yaşar.
Her sabah yataktan kalkma sebebin varsa 7 yıl daha uzun yaşarsın.
Hemen sizin de aklınıza şu soru gelmedi mi? Yapay zekâ insan ömrü hakkında bu kadar net sonuç verebilir mi?
Merak ettim ve aynı soruyu ben de sordum. Benim bilgisayarımdaki yapay zekâ (AI) “Uzun ve sağlıklı bir yaşamın sırrı, genetik mirasımızdan ziyade günlük yaşam tarzımız ve çevreyle kurduğumuz bağlarda saklıdır. Yapılan ikiz çalışmalarına göre, yaşayacağımız sürenin sadece %20 ila %25’i genlerimiz tarafından belirlenir. Geri kalan %75 ila %80’lik kısım tamamen yaşam tarzı seçimlerimize bağlıdır” diye cevap verdi. Bu cevabın hemen yanında bilgiyi aldığı kaynağın yani bir hastanenin adı vardı.
Yani:
Yapay zekânın yapabileceği tek şey, tıp literatüründeki istatistiksel havuzları tarayıp size korelasyonlar (bağlantılar) sunmaktır. “Nefret ettiğim işte çalışmak kaç yılımı götürür?” diye bir soru sorduğunuzda yapay zekâ 20 yıl demez. Ya ne der? “Kronik iş stresinin kardiyovasküler hastalık riskini %X oranında artırdığına dair çalışmalar vardır” der.
Dolayısıyla internette benim önüme düşüp dikkatimi cezbettiği için okuduğum yazının, bir kişinin yapay zekânın adını kullanarak kişisel gelişim/felsefe yorumuna “otorite” kazandırma çabasından ibaret bir “süslü fiyasko” olduğunu anladım. İnternette karşınıza çıkan her metin gerçek, hakikat ya da doğru bilgi olmayabilir. Lütfen dikkat!
Ancak bu süslü fiyaskonun içinde değerli bilgilere de rastladım. Örneğin, yapay zekâya göre sağlıklı beslenebilir, spor yapabilir veya sigara içmeyebilirsin; ama sürekli stres altında yaşıyorsan çabuk ölürsün. İnsanı çabuk öldüren kronik stresin ise; iş ya da para kaynaklı olmayıp, olduğun kişiyle görünmeye çalıştığın kişi arasındaki “iç çatışma”nın bir sonucu olduğu ifade edilmişti.
“İç çatışma” ifadesini önemsiyorum. Çünkü, uzun yaşamın genetik, beslenme veya yaşadığımız zaman ile mekânın olumlu-olumsuz dinamikleriyle alakalı olduğunu biliyoruz. Ve ayrıca kendi hayatını yaşamayan insan bedeninin 7/24 “hayatta kalma modunda” kalmasından kaynaklı kortizol hormonu ürettiğini de biliriz. Halk arasında yaygın olarak “stres hormonu” olarak adlandırılan bu hormon beyindeki hipofiz bezinden salgılanan ACTH (Adrenokortikotropik Hormon) isimli uyarıcı hormon vasıtasıyla kontrol edilir ve üretilir (https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberi/kortizol-hormonu-nedir-ne-ise-yarar).
Sebebi her ne olursa olsun, yaşadığımız stresin içimizde doğurduğu çatışma ortamında asayişi sağlayan; bedenimizin strese verdiği tepkiyi düzenleyen, kan basıncını ve kan şekerini artırarak bağışıklık sistemini baskılayan bir hormon olan kortizol, insan hayatı için büyük önem taşır. Normal seviyedeki kortizolün yaşantımıza çok büyük olumlu katkıları vardır. Mesela dengemizi sağlar, kan şekerimizi ayarlar, vücuttaki iltihaplanmayı azaltır ve acil enerji sağlar.
Buraya kadar her şey yolundaydı sanırım. Ancak sorun stresin sürekli hale gelmesiyle başlıyor. Kronik hale gelen stresin ürettiği yüksek kortizol hormonu adeta bir zehre dönüşüyor. Bağışıklık sistemi çöktüğü için vücut enfeksiyonlara ve hastalıklara karşı açık hale geliyor. Özellikle göbek çevresinde ve ensede yağlanma, kas ve kemik erimesi, kalıcı yüksek tansiyon, damar sertliği, şeker hastalığı ile kaygı (anksiyete), depresyon, uykusuzluk ve hafıza zayıflığına sebep oluyor.
Peki bütün bunların sonucunda ne oluyor? Toksik bir ortamda geçen her gün, hücreleri iyonize ederek yaşlanmayı hızlandırıyor. Uzun ve sağlıklı yaşamak istiyorsak bu hızı düşürmemiz gerekiyor. Peki, bu hızı nasıl düşürebiliriz? Uzun bir reçete vermeyeceğim. Belki de kendimin de yapamayacağı şeylerin sorularını paylaşacağım.
Sorular… Sorular… Sorular…
Uzun ömürlü insanlar iç çatışması az olan, kendileriyle uyum içinde yaşayan insanlar olduğuna göre içimizdeki direnç oluşturan şeyleri nasıl ortadan kaldıracağız?
Yaşamak için uzun süre beklediğim, “emekli olunca” diye ertelediğim ama hasta, tükenmiş ve enerjisiz kaldığım emeklilikte yapmayı planladığım şeyleri bugünden yaşamaya başlayabilir miyim?
Vitaminden daha değerli olan sosyal bağlarımı, arkadaş, dost ve akrabalarımla olan ilişkilerimi kaliteli hale getirebilir miyim? İnsan, insanın yurdudur; insan, insana emanettir bilinciyle kendim olabildiğim gönüller bulabilir miyim?
Çok büyük, önemli bir misyonum olmasa da her sabah yataktan kalkmama sebep amacım olabilir mi? “İyi ki varım, bir işe yarıyorum, çevremdeki insanlar benim varlığımı önemsiyorlar” diyebilecek şeyler yapabilir miyim?
Kalori saymadan, zararlı yiyeceklerden korkmadan, canımın her istediğini rahatlıkla yiyebilecek miyim? Sürekli hareket etmesi için yaratılmış vücudumu ve zihnimi zorlayan eylemleri yapmadan; doğal şekilde hareket ederek, yürüyerek, bahçeyle uğraşıp merdiven çıkarak hayatın akışına yayılabilir miyim?
Uykum geldiğinde uyuyup, acıktığımda yiyebilir miyim? Yorulduğumda dinlenebilir; benimle konuşmayı bırakmadan, bedenimle konuşmayı öğrenebilir miyim?
Cevaplar…
Size iyi gelecek olan kortizol doğal olanıdır. Yapayını siz üretiyorsunuz. Yapay kortizol sizi hasta edip, yaşlandırıp, öldürüyor. Doğal olanı seçin! İnsan doğal bir canlıdır. Ama kendi yaşamımız içerisinde ürettiğimiz binlerce stres kaynaklı olumsuz durumların içerisinde ayakta kalmaya çalışıyoruz. Oysa insan, doğasına ait bir türdür ve onu doğasından ayırmayın…
Filmi biraz daha uzatabilmek ümidi, normal kortizollü günler dileğiyle…

