Bilinç akıyor,
Lağım çukurlarına dökülen yıldızlar gibi parlıyor cıva;
Karanfil Sokağı’ndaki o mekanda masalar eksiliyor,
Bir sen kalıyorsun geriye,
Bir de masanın altındaki o dipsiz kuyu.
Gülüşün ki,
Betonarme gökdelenlerin arasına sıkışmış bir kardelen intiharı;
Çelik levhaları eritip,
Demir tozlarını kana bulayan bir sağanak.
Kimse bilmiyor,
Ben tramvay biletine yazdım
O dişlerinin arasından sızan beyaz tufanı.
Bir vapur bacası tütüyor dudaklarında,
Mor bulutlar iniyor Kapalıçarşı’nın kubbesine;
Sen gülünce,
Tarihin tozlu raflarında saklı kalmış
Bütün keçe fabrikaları yanıyor aynı anda.
Hızar sesleri,
Telgraf tellerine konan serçelerin ürkekliği,
Bir de senin o cam kenarında unuttuğun gülümsemen…
Bakamıyorum,
Çünkü siperlik çatlıyor;
Gözlerimin retinasına kazınıyor o sığ ve derin,
O hem taştan hem buluttan yapılan mukaddes uçurum.
Utanıyorum
Topraktan yapılma bir güneşe bakmaya…




