FİRDEVS SUBAY RÖPORTAJ SORULARI VE CEVAPLARI
Tamer Sağcan ile Söyleşi
1. Kendinizden ve uğraşlarınızdan bahseder misiniz?
1983’te Nevşehir’de doğdum, Ankara’da büyüdüm. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Uzun yıllar özel sektörde hukukçu ve yönetici olarak çalıştım, şu an gayrimenkul danışmanlığı yapıyorum.
Ama bunların yanında, hatta belki daha önce yazar, besteci ve araştırmacıyım. Yayımlanmış kitaplarım var, iki yayınevinden daha yayınlanmayı bekleyen kitaplarım hazırlanıyor. Klasik gitar bestelerimi albümler hâlinde dijital platformlarda yayınlıyorum. Sinema, mitoloji, hukuk tarihi ve edebiyat üzerine yazılarım çeşitli mecralarda çıktı. YouTube’da Bundan Gayrısı Menkul adında bir video podcast yayınlıyorum. Yakın zamanda mitoloji okumaları için bir program daha yapacağım. Bir de yaklaşık on yıldır sessiz sedasız inşa ettiğim bir roman evreni var: 19. Evre. Ama elbette o çok uzun, geniş ve ayrı bir hikâye.
Müzikle serüvenim ise lisede başladı. Arkadaşlarım bir rock grubu kurmuştu; ben de bas gitar çalmak istedim. Sıfır bilgiyle tabii ki hiçbir şey yapamıyordum. “Altı ay klasik gitar öğrenirsen bas gitara geçersin” dediler. Kurs bittiğinde grup dağılmıştı ama ben kalmıştım. Bir yıl önce birlikte başladığım arkadaşlarım hâlâ temel kurslardayken ben solo repertuar çalışmaya başlamıştım. Üniversitede bir blues grubu kurdum: Konya Blues Band. Orada bas gitarist oldum, beste de yaptım. Mezun olduktan sonra bir Anadolu rock grubunda yine bas gitar çaldım. Zamanla hepsi uçtu gitti. Geriye sadece gitar ve ben kaldık, o kadar.

2. Hangi uğraşınız sizde daha baskın?
Düşünmek. Kendimi bildim bileli kişiliğimin bir parçası olarak gelişmiş bir hâl bu. Sürekli düşünme hâlinde olmak, her zaman olumlu çıktılar getirmiyor elbette. Fakat, bu zamana kadar ürettiğim ne varsa, hepsi düşünmenin farklı çıkışları aslında.
Hukuk bana disiplin ve analiz verdi. Müzik, dili aşan bir ifade biçimi. Edebiyat ise her şeyin bir araya geldiği yer. Hangisi daha baskın diye sorarsanız, yazmak derim. Çünkü diğer her şeyi de yazmadan yapamıyorum. Müziği bundan ayrı tutabilir insanlar, ancak notalar da müziğin lisanıdır. Dolayısıyla onu yazabilmek de ayrı bir maharet gerektirir. Ben müziğimi hep zihnimde önce kelimelerle kurdum ama sonrasında notalara döküp yazdım. Her şeyi de yazarak yaptım. Hukuki süreçleri de. Gayrimenkul danışmanlığını da. Müzisyenliği de.
3. Kitap eleştirmenliği ne demektir?
Kitap eleştirmenliği, bir eseri hem okuyucu hem de edebiyat gözüyle değerlendirme sanatıdır. Sadece “beğendim ya da beğenmedim” değil. Neden, nasıl, neyin içinde sorularını soruyorsunuz.
2013’te Kara Kütüphane adlı bir blog sitesiyle başladığım bu çalışmada yüzlerce kitabı inceledim. Kendime dört başı mamur bir eleştirmen diyebilir miyim bilmiyorum. Fakat bunun bana kattıklarını söyleyebilirim. Eleştirmen olmak sizi aynı zamanda daha iyi bir okuyucu ve daha dikkatli bir yazar yapıyor. Bir kitabın neden işlediğini veya neden işlemediğini anlayabilme birikimi sonunda kendi yazarlığınıza dönüyor.
4. Editörlük ve redaksiyon sizi zorladı mı?
İkisi aslında farklı beceriler. Redaksiyon daha teknik bir uğraş. Metindeki dil, imla, tutarlılık gibi konulara dikkat etmeyi öncelerken, editörlük ise daha derin ve bütünlüklü bir mesai gerektiriyor. Metnin yapısı, karakterin tutarlılığı, hikâyenin nereye gittiği. Bütün bu unsurlara dikkat etmeniz gerekiyor.
Zorlandım mı? Muhakkak. Zira her işin bir zorluğu vardır. Beni en çok zorladığı nokta, başkasının sesine saygı göstermek oldu. Çünkü bir metni düzeltirken yazarın sesini öldürmemek gerekiyor. En iyi editör, metnin içinde görünmeyendir. Ötüken Neşriyat için bu alanda çalışmaya devam ediyorum. Bilimkurgu ve fantastik alanda gelen eserleri değerlendiriyorum. Bu iş bana okuyucu olarak da yazar olarak da çok şey katıyor.
5. Fantastik ve bilim kurguya ilginiz nereden geliyor? Hangisi ön planda?
Küçüklüğümden beri “ya olsaydı?” sorusu beni meşgul etti. Fantastik ve bilim kurgu tam da bu sorunun edebiyattaki karşılığı. Üstelik atölyelerimde de altını sıkça çizdiğim üzere aslında mitlerden, masallardan günümüze, anlatının yaptığı yolculuğun en önemli ve en büyük halkası.
İkisi arasında seçmek zor ama dürüst olmak gerekirse fantastik kalbimde daha baskındır. Çünkü mitoloji, felsefe ve insan doğasını daha doğrudan taşıyor. Bilim kurgu geleceğe bakarken, fantastik insanın en derin katmanlarına iniyor. Ve ben o derinlikle daha çok ilgileniyorum.
6. ANAD ve seriden ipucu verebilir misiniz?
ANAD, 19 kitaplık bir serinin ilk romanı. Seri 19. Evre adını taşıyor ve bizzat yarattığım tamamen özgün bir evren üzerine kurulu. Kendi mitolojisi, kozmolojisi, soy hiyerarşisi ve inanç kodlarıyla.
Tür olarak bilimkurgu ve fantastik karışımı ama sınıflandırmayı zorlaştıracak bir yapısı var. Felsefi zemini Vahdet-i Vücud’a, ilham kaynağı ise kısmen Altay mitolojisinin on yedi katlı evren anlayışına dayanıyor.
ANAD, Ankara’da sıradan bir hayat süren bir adamın yanlışlıkla bu evrenin içine çekilmesiyle başlıyor. Ama aslında başlangıcı çok daha eskiye uzanıyor, sadece o henüz bilmiyor.
On yıllık bir inşanın ürünü bu seri. İlk kitap Ötüken Neşriyat’tan çıkacak.

7. Yazmaya başlamadan önce nasıl bir ön hazırlık yapıyorsunuz?
Uzun düşünüyorum. Bazen yıllarca.
19. Evre için ilk notu 30 Nisan 2016’da attım. O günden bu yana evren büyüdü, derinleşti, değişti. Ama o ilk notun ruhu hâlâ içinde.
Teknik olarak şunu yapıyorum: Önce evreni kuruyorum, fizik yasaları, tarih, coğrafya, karakterlerin kökeni. Sonra hikâyeye giriyorum. Bir romanda karakterin üç nesil öncesini bilmem gerekiyor, okuyucu görmese de. Çünkü o geçmiş karakterin her kararını şekillendiriyor.
8. En çok hangi uğraşınızı seviyorsunuz?
Yazmak. Ama müziği yakın takip ediyor.
Yazmak düşüncenin en saf hali. Bir şeyi gerçekten anlayıp anlamadığınızı ancak yazınca öğreniyorsunuz. Müzik ise kelimelerin yetmediği yerde devreye giriyor ve bazı şeyler sadece sesle söylenebiliyor.
9. Albümünüz sadece sizin bestelerinizden mi oluşuyor? Etkilendiğiniz sanatçılar var mı?
Evet, albümdeki tüm besteler bana ait. Bir kısmı on yıl öncesine uzanıyor, o zamanlar evde çalarken kızlarım bebek ve dört yaşındaydı; kayıtlara ara sıra sesleri karışırdı. Belki de albümün adının “Home” olmasının bir nedeni de o.
Enstrüman olarak klasik gitar çalıyorum. Bestelerimi önce gitarda oluşturuyor, sonra notalara döküyorum. Orkestrasyon aşamasında yapay zekâ destekli üretimden yararlanıyorum, ama bu konuyu ayrıca açmak gerekiyor çünkü çoğu insanın düşündüğünden farklı bir süreç.
Etkilendiğim sanatçılara gelince listem geniş. Beethoven klasik müzikte temel referansım; gerilim ve çözümün nasıl bir hikâye anlatımına dönüşebileceğini ondan öğrendim. Klasik gitarda Agustín Barrios Mangore en sevdiğim besteci. La Cathedral gibi eserlerin hem teknik hem duygusal derinliği çok nadir bir şey. Paco De Lucia ve Al Di Meola gitarın ne kadar ateşli ve özgür olabileceğini gösterdi. Andy McKee ise sessiz ve içten bir ses dünyası açtı. Türk ozanlarından Aşık Veysel ve Neşet Ertaş’ın halk müziğinden de çok etkilenirim. Topraktan gelen bir ses var orada.
10. Albümünüz yurt dışında da ses getirdi. Biraz bahseder misiniz?
Evet, oldukça şaşırtıcı bir süreç oldu. Home: Roots’u Mart 2026’da yayınladım. Kısa sürede Spotify’da 90’ı aşkın playlist’e girdi. Almanya, Avustralya, Arjantin, Meksika, İtalya, Hollanda dahil pek çok ülkeden küratörler ekledi. Birkaç bağımsız müzik bloğunda review yazıldı: İngiltere’den Synergy FM, Meksika’dan Indie Dream, Arjantin’den Rock Fueguino bunların arasında.
İlginç olan şu: küratörlerin büyük çoğunluğu AI destekli prodüksiyon kullandığımı bilerek kabul etti. Synergy FM’in yazdığı şey aklımda kaldı: “Gitar çalışı bunun tartışmasız kanıtı. Salt yapay zekanın henüz kopyalayamadığı bir sıcaklık ve varlığa sahip.” Bu cümle benim için çok şey ifade etti.
Şu an ikinci albüm Home: Universes’ın 24 Nisan’da çıkışını bekliyorum. Akabinde de Home: Echoes gelecek. 19 parçalık, dünya mitolojilerini ve 19. Evre evrenimin karakterlerini müzikle anlatan bir albüm. Her parça hem bir kültürün mitolojisini hem de romanlarımdaki bir karakterin hikayesini taşıyacak.
11. Çevrenizdekilere yaşamlarını doldurmaları için ne tavsiye edersiniz?
Merak edin. Gerçekten merak edin.
Bir şeyi öğrenmek için pratik bir sebebiniz olmak zorunda değil. Sümer hukukunu araştırabilirsiniz, sadece ilginç olduğu için. Ya da konser vermek istemeseniz de bir enstrüman çalabilirsiniz. Mesela yazmaya başlamak için yayımlanması gerekmiyor.
Hayatı dolduran şey, sonuçlar değil merak sürecinin kendisi. Ve merak başka merakları doğuruyor. Bir gün baktım, on yıl önce Sümer hukukuna duyduğum merak, 19 kitaplık bir evrenin felsefî zeminine dönüşmüş.
12. Yazar olmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?
Ne yazık ki herkesin vereceği klişe cevabı vermek zorundayım. Çünkü klişe olduğu kadar da doğru. İlk tavsiye her zaman okumaktır. Hem de çok okumak. Sadece sevdiğiniz türde değil, sizi zorlayan, sizi rahatsız eden kitapları da okuyun.
Sonra yazın. Kötü yazın, silin, tekrar yazın. Yazmayı öğrenmenin başka yolu yok.
Ve şunu bilin: Titizlik bir erdem ama aynı zamanda bir tuzak olabilir. Mükemmeliyetçilik bazen yazamamanın mazereti oluyor. Yazmak, bitmemiş bir şeyi bırakmayı da öğretiyor insana.
Son olarak sesinizi bulun. Başlangıçta sevdiğiniz bir yazarı taklit etmek mümkündür. Ancak asıl sorun zamanla kendi sesinizi bulamazsanız başlar. Başka bir yazarı taklit ederek değil, kendi bakış açınızı keşfederek. O ses zaten içinizde var. Yazarak çıkıyor.
https://youtube.com/@tsagcan?si=GHLxZAc6X6WdrZ_r Kanalını takip etmek için tıklayınız.




