Takvimler yine 1 Mayıs’ı gösteriyor. Adı “Emek ve Dayanışma Günü.” Kâğıt üzerinde bir bayram. Ama bu topraklarda bayramların bile bir burukluğu vardır; hele ki konu emek olunca…
Çünkü Türkiye’de işçi olmak, sadece çalışmak değildir. Aynı zamanda susmayı öğrenmektir. Hakkını ararken işini kaybetme korkusunu sırtında taşımaktır. “Şükret” ile “itiraz etme” arasına sıkıştırılmış bir hayatı kabullenmek zorunda kalmaktır.
Bugün meydanlarda atılan sloganların çoğu, aslında yıllardır değişmeyen bir gerçeğin yankısı:
Haklar verilmez, alınır.
Ama ya alınamıyorsa?
Asgari ücret, geçim ücreti olmaktan çoktan çıkmış durumda. İnsanlar çalışıyor ama geçinemiyor. Çalışan yoksulluğu, artık istisna değil, neredeyse norm haline geldi. Kiralar yükselirken, faturalar katlanırken, maaşlar yerinde sayıyor. Üstelik bu tabloya rağmen “iş bulmuşsun, daha ne istiyorsun?” cümlesi hâlâ dolaşımda. Peki bulunan işin hakları veriliyor mu? Çalışarak yoksullaşma normal olamaz, kabul edilemez. Hak ettikleri ücreti almak için bile işçiler mücadele etmek zorunda.
Çalışma koşulları ise çoğu zaman görünmeyen bir başka kriz. Uzayan mesai saatleri, güvencesiz sözleşmeler, sigortasız ya da eksik sigortalı çalışma… İş güvenliği önlemlerinin ihmal edildiği, “kaza” diye geçiştirilen ama aslında ihmal olan ölümler… Her biri bu ülkenin sessiz dosyaları.
Ve en büyük baskı:
İşsizlik korkusu.
Türkiye’de işsiz olmak zor ama işini kaybetme ihtimaliyle çalışmak belki daha da zor. Çünkü bu korku, insanı hak aramaktan alıkoyar. Sendikalaşmanın önüne geçer. Sessizliği büyütür. Hoş sendikalar ne kadar dikkate alınıyor ülkemizde, gerçek bir yeri kaldı mı sendikaların ? O da ayrı bir yara…
İşte bu yüzden 1 Mayıs, bizde tam anlamıyla bir bayram değildir. Daha çok bir hatırlatmadır.
Eksikleri, adaletsizlikleri, görmezden gelinen hayatları hatırlatan bir gün…
Belki de en acı olan şu:
İşçiler haklarını çoğu zaman “zorla” almaya çalışırken bile, aslında sadece insanca yaşamak istiyorlar. Ne fazlası, ne eksiği.
Bu 1 Mayıs’ta meydanlara bakarken sadece kalabalığı değil, o kalabalığın içindeki hikâyeleri görmek gerekiyor. Sabahın köründe yola çıkanları, ay sonunu getiremeyenleri, sesini duyuramayanları…
Çünkü gerçek şu:
Bir ülkede emek hâlâ mücadele etmek zorundaysa, o ülkede bayramlar eksiktir.
Ve belki de bu yüzden 1 Mayıs, kutlanacak bir günden çok, yüzleşilecek bir gündür.




