Rastlantısal keşmekeşler arasında Unutulmuş bir sürahi duruyor masada,
İçinde vakti geçmiş suların kireci,
Saçlarımdan kayıp düşmüş o kırık toka gibi,
Tutamıyor artık zihnimdeki gürültüyü.
Aşınmış bir lüle taşı bekleyiş benimkisi;
İçine çektikçe dumanını yalnızlığın,
Beyazı kararan, ısındıkça hafifleyen…
Cebimde eski bir tren bileti,
Gidilememiş şehirlerin tozlu makbuzudur neticede.
Gece yarısı, o yolcusuz otogar kadar kimsesiz kalbime
Bir ayrılık öncesi hüznü biner de gidemez hiçbir yere.
Çay koyarım tekrar, bu dünya bize kalır,
Kırık tokalarla toplanmaz çünkü bu ömrün döküntüleri.




