ANADOLU İNSANININ AFET ALGISI…

0
1250

ANADOLU İNSANININ AFET ALGISI…

Türkiye coğrafyasında bugün de yaşadığımız afetler ortaya çıkartmıştır ki; bilimsel bulguların norm haline geldiği hukukla, bu coğrafyada yaşayan toplum arasında organik bir bağ kurulamamıştır. Yani bizim toplumsal yaşam algımızı ve biçimini evrensel bilimden kaynaklı mevcut hukuksal metinler değil;

– “Kervan yolda düzülür!”

– “Bize bir şey olmaz!”

– “Elle gelen düğün bayram!”

– “Olmazsa kader!”

– “Kaderin önüne geçilmez!”

– “Yazımız böyleymiş!”

– “Allah’ın afeti, ne yapalım!”

– “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir!” anlayışı belirler.

Türkiye’de dillendirilen afet risklerine baktığımızda mühendislik çalışmalarından başka bir şey göremezsiniz: Dere ıslahı, kentsel (rantsal) dönüşüm, köprü yapımı, altyapı çalışmaları vb. durumlar.  Dolayısıyla afet risk planlarında sadece doğa kaynaklı afetlere yoğunlaşıldığını görürsünüz.

Aslında bunlar olması gereken mühendislik hizmetleridir. Yani doğanın yaşamından kaynaklı faaliyetinden zarar görmeme adına yapılması gereken mecburi eylemlerdir. Üstelik doğa özellikle insan nesli için yani bizim için risk üretmez. Çünkü doğa, biz insan neslinden önce de olduğu üzere milyonlarca yıldır devimine devam ediyor. Öyleyse buradaki riskin tehlikeye ve zarar görebilirliğe dönüşmesinin nedeni doğa değil, insanın bu olaylar karşısındaki tutumu, bakış açısıdır. Aslında en önemli risk, insan dediğimiz canlı türünün doğaya olan sevgisizliğinin ve saygısızlığının bir yaşam biçimi haline dönüşmüş olmasıdır.

Ülkemizin afet ülkesi olarak anılmasına sebep afetlerin mühendislik hizmetleri dışındaki risklerinden bahsetmek gerektiğini düşündüğümden buraya fiziki risk azaltma konularını yazmayı yararlı görmüyorum. Bunun dışında hepimizin bildiği ancak dillendirmek istemediğimiz afet temelsiz yaşamımızın aktörü olan biz’den ve sahip olduğumuz hasletlerimizden bahsetmek istiyorum.

Ehliyet ve Liyakat Meselesi…

“Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.”  Çin atasözünün ifade ettiği değer ehliyet ve liyakattir. Ehliyet ve liyakatın olmadığı toplumların yaşadığı mekanlar afet ve acil durum açısından çok riskli alanlardır. Afet ve acil durumlarla alakalı atanan, belirlenen, yetki ve sorumluluk verilen kişilerin konunun ehli kişilerden seçilmesi sağlanmalıdır. Ehliyet ve liyakat eşyanın tabiatına uyumu getirir ve sistemin sağlıklı ve sürdürülebilir olması için şarttır.

 Planlı Yaşamın Plansız Görüntüsü…

Bugün Türkiye’ de afetin her türü ile ilgili plan mevcuttur. Gerek kamu kurum ve kuruluşları gerekse özel sektör kuruluşları bu planları yapmaktadır. Mevzuat gereği olması gereken bütün planları her kesim eksiksiz yaparken, asıl sorunun plansızlık değil, planların kâğıt üzerinden çıkıp hayata geçmemesi ve yaşama dokunmamasıdır.

Afetin dört evresini göz önünde bulundurarak hazırlanan afet yönetim/yönetişim sisteminin anayasası olan planların uygulanmamasındaki aksaklıkların nedenlerine bakacak olursak, en büyük çıkmazlarımızdan birisidir afetlerin siyasete alet edilmesi. Oysa AFETLER SİYASET ÜSTÜ BİR DURUMDUR!

Siyasetçiler, her şeyde olduğu gibi afet ve acil durumlarla ilgili konularda da partizan tutumdan vazgeçmeli, toplumsal sorunları belli bir ideolojik çerçeveden değerlendirerek karar almamalıdır. Özelinde afet ve acil durumlarda, kurum ve kuruluşların görevlerini mevzuatlara göre yerine getirip getirmediği takip edilmeli, devlet memurundan mevzuatta olmayan isteklerde bulunulmamalıdır. Eksik mevzuatların hayata geçmesi ve bu anlamda yasal boşluk bırakmayacak şekilde yasama faaliyetlerine öncelik ve önem vermelidir. Bataklıkların, dere yataklarının, heyelan bölgelerinin üzerine yerleşkelerin kurulmasına izin verilmemeli, yapılan bu yanlışlar İmar Barışlarıyla affedilmemelidir.

Görülüyor ki; planladığımız yaşantımızın plansız görüntüler ortaya çıkartmasının temelinde siyasi, ahlaki tercihlerimiz ve toplumun yaşam algısı başrol oynamaktadır.

Velhasıl dostlar, doğanın yaşamından kaynaklı hadiselerden zarar görmemizin temel nedeni yaşadığımız alanların bu gerçekler ışığında imar edilmemesi olarak gözükse de derine indiğimizde; bu olayların afete dönüşmemesi için metafizik yönümüzün yanlış içselleştirdiği birçok unsuru sorgulaması, yeniden düşünmesi ve gerçeğe değil hakikate yönelmesi gerekmektedir diye düşünüyor,

Afetsiz günler diliyorum…

Önceki İçerikErdal Diktaş kimdir?
Sonraki İçerikÇOCUKLAR VE AFET
Hüseyin KANZA - ORTAK PAYDAMIZ AFETLER
HÜSEYİN KANZA1970 K. Maraş / Afşin doğumludur. Gaziantep Teknik Lise Elektrik Bölümü, Bursa Polis Okulu Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi, Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Afet Risk Yönetimi Yüksek Lisans mezunu Halen Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümünde öğrenimine devam etmektedir. Vatani görevini yedek subay (Komando Asteğmen) olarak Siirt-Pervari’de tamamladı. 1993 -2005 yılları arasında Bursa, Bitlis, Malatya ve Konya İl Emniyet Müdürlüklerinde Polis Memuru olarak görev yaptı. İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Görevde Yükselme Sınavını kazandı ve 2005 yılında Hatay Emniyet Müdürlüğüne Sivil Savunma Uzmanı olarak atandı. Hatay Defterdarlığı, Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü, Bursa Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğü, Bursa AFAD ve Bursa İl Özel İdaresinde Sivil Savunma Uzmanı ve Şube Müdürlüğü ile Nizip Çadırkent Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremlerinde Adana, Kahramanmaraş, Malatya ve Hatay illerinde 6 ay görev almıştır. 2020 yılında "Ortak Paydamız Afetler", 2025 yılında "Türkiye'de Afet Yönetim Sistemi Sorunları" isimli kitapları yayımlanmıştır. Bursa ve Kahramanmaraş’ta yayımlanan gazete ve dergilerde, afet ve acil durumlarla ilgili köşe yazarlığı yapmakta olup evli iki çocuk babasıdır. Halen Bursa İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görevine devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz