ÇOCUKLAR VE AFET

0
1752

ÇOCUKLARIN İÇİNDEKİ ENKAZ

Sedat Ergani-Acil Gündem Gazetesi

Bir deprem, bir sel, bir toprak kayması olur…

Binalar yıkılır, yollar zarar görür, insanlar evlerini ve yakınlarını kaybeder.

Arama kurtarma ekipleri enkazlara girer, kayıpları bulur, hayatta olanları sağlık merkezlerine, cenazeleri ise defnedilmek üzere ilgili birimlere teslim eder.

Aynı zamanda yani müdahaleler esnasında, çadırlar kurulur, konteynerler yerleştirilir, yardımlar dağıtılır.

Ve ilerleyen zaman içerisinde hayat yavaş yavaş normale dönmeye başlar.

Peki gerçekten normale döner mi?

Hepimiz için mi?

Ya çocuklar?

Bir düşünün…

Deprem sırasında yatağının yanına saklanan bir çocuk, annesinin elini bırakmamak için saatlerce ona sarılan bir çocuk, evinin yıkılışını gözleriyle gören bir çocuk, enkazdan çıkarılırken ailesinden birini kaybettiğini anlayan bir çocuk…

Deprem bittiğinde o çocuğun hayatında gerçekten her şey bitmiş midir?

Hayır.

Çünkü bazı afetler binaları yıkar.

Bazıları ise çocukların dünyasını…

Çocuk için ev sadece dört duvardan ibaret değildir.

Evi; yatağıdır, oyuncaklarıdır, odasıdır, annesi ve babasıdır.

En önemlisi de güvendir.

Bir afet bütün bunları bir anda elinden aldığında, çocuk yalnızca yaşadığı yeri değil, dünyaya olan güvenini de kaybedebilir.

Bunu bazen ağlayarak gösterir.

Bazen susarak…

Bazen geceleri korkarak uyanır.

Bazen anne ve babasının yanından ayrılmak istemez.

Bazen yeniden altını ıslatmaya başlar.

Bazen öfkelenir.

Bazen içine kapanır.

Bazen de hiçbir şey olmamış gibi davranır. İşte en tehlikelisi belki de budur.

Çünkü biz yetişkinler, çocuğun sessizliğini çoğu zaman “Atlattı.” diye yorumlarız.

Oysa çocuk sadece konuşamıyor olabilir.

Korkusunu anlatacak kelimeleri olmayabilir.

Yaşadığı şeyi anlamlandırmaya çalışıyor olabilir.

Belki de geceleri herkes uyuduğunda, gözlerini kapattığında o günü yeniden yaşıyordur. Ve biz bunun farkında bile değilizdir.

Bir çocuk tekrar tekrar:

“Yine deprem olacak mı?”

“Evimiz yıkılacak mı?”

“Annem ölecek mi?”

“Babam yanımda olacak mı?” diye soruyorsa, aslında bizden deprem hakkında bilgi istemiyor olabilir.

Güvence istiyordur.

“Ben güvende miyim?” diye soruyordur.

İşte burada yetişkinlere büyük bir sorumluluk düşüyor.

Çocuğa “Korkma!” demek kolaydır.

Ama korkan bir çocuğa gerçekten güven vermek zordur.

“Bir şey olmadı.” demek kolaydır.

Ama onun yaşadığı korkunun gerçek olduğunu kabul etmek gerekir.

“Artık geçti.” demek kolaydır.

Ama çocuğun zihninde hâlâ devam eden afeti anlamak gerekir.

Çocukların yanında sürekli afet görüntüleri izlemek, yaşananları tekrar tekrar konuşmak, kendi korkularımızı onların üzerine yüklemek de onların dünyasını daha fazla sarsabilir.

Çünkü çocuk, çoğu zaman bizim söylediklerimizden çok davranışlarımızı izler.

Biz korkuyorsak o da korkar.

Biz panikliysek o da panikler.

Biz sakin ve güven vericiysek, onun yeniden toparlanması kolaylaşır.

Fakat burada başka bir gerçeği de unutmamak gerekir.

Her çocuk aynı şekilde etkilenmez.

Kimi birkaç gün içinde toparlanır.

Kiminin ise aylar, hatta daha uzun bir zamana ihtiyacı olabilir.

Bu nedenle çocukta uzun süren veya günlük yaşamını belirgin biçimde bozan korku, içe kapanma, uyku sorunları, yoğun kaygı, davranış değişiklikleri gibi belirtiler varsa uzman desteği önemlidir.

Çünkü bazı yaralar zamanla iyileşir.

Bazıları ise ilgilenilmezse büyür.

Biz afetlerde enkazın altındaki insanı bulmak için saatlerce çalışıyoruz.

Peki enkazın altından çıkardığımız çocuğun içindeki enkazı ne kadar görüyoruz?

İşte asıl mesele burada.

Afet yönetimi sadece arama kurtarma, sadece barınma veya sadece yardım dağıtmak da değildir.

Afet yönetimi, aynı zamanda insanın yeniden hayata tutunmasını sağlamaktır.

Özellikle çocukların…

Çünkü bugün enkazdan çıkardığımız çocuk, yarının yetişkinidir.

Bugün onun korkusunu görmezden gelirsek, yarın o korku başka bir biçimde karşımıza çıkabilir.

Belki bir okulda…

Belki bir ailede…

Belki bir toplumda…

Bu yüzden afetlerden sonra çocuklara sadece “Ne ihtiyacın var?” diye sormayalım.

Bir de;

“Neler yaşadın?”

“Neden korkuyorsun?”

“Seni ne güvende hissettirir?” diye soralım.

Ve en önemlisi…

Onları gerçekten dinleyelim.

Çünkü bazı çocuklar yardım istemez.

Bazıları sadece sessizce bekler.

Bazıları ise gülümseyerek acısını saklar.

Biz onların gülümsemesine aldanmayalım.

Bazen bir çocuğun yüzündeki sessizlik, yıkılmış bir binadan daha ağır bir enkaz taşıyabilir.

Afet sona erdiğinde enkaz kaldırılır.

Ama çocukların içindeki enkazın kaldırılması için; zaman, sabır, sevgi, güven ve doğru destek gerekir.

Unutmayalım…

Bir binayı yeniden yapmak mümkündür.

Bir çocuğun kaybolan güvenini yeniden inşa etmek ise çok daha zordur.

İşte bu yüzden afetlere hazırlık, çocukların ruhunu da korumayı öğrenmekle başlar.

Sağlıcakla kalın.

Önceki İçerikANADOLU İNSANININ AFET ALGISI…
Sonraki İçerik30 Ağustos Ruhu
Sedat ERGANİ - SESİMİ DUYAN VAR MI?
Sedat Ergani-Özgeçmiş 1969 Erzurum doğumlu evli ve iki çocuk babasıyım. 1993-1994 yılları arasında Hürriyet Gazetesi'nde önce montaj ve daha sonra Yazı İşleri Sorumlusu olarak bir müddet görev yaptım. Resmi görevli olarak ilk kez 1996 yılında Erzurum Sivil Savunma Arama Kurtarma Birlik Müdürlüğü'nde Arama Kurtarma Teknisyeni olarak Afetlerle tanıştım. 2003 yılından itibaren Bursa AFAD Arama Kurtarma Birlik Müdürlüğü'nde görevime devam etmekteyim. Mesleğimi icra ederken birçok afet, kaza veya acil durumlara müdahale etme fırsatı buldum. 1999 Marmara ve Düzce, 2003 Bingöl, 2011 Van vb. depremlerde, sel, toprak kayması, çığ, arazide arama, Arama Kurtarma ve UMKE Eğitmeni gibi faaliyetlerde görev aldım. Çalışma hayatım boyunca 'Tüm canlıların can güvenliği için neler yapıla bilir? Bu güvenli yaşamın hayatımıza geçirilmesinde 'Ben ne yapabilirim?' çabası içinde olmaya çalıştım. Temmuz 2026 itibariyle kurumumdan emekli oldum. Eğitim/öğretim hayatım; İşletme Fakültesi-2004 (4 Yıl), Tarım-2011 (2 Yıl), İktisat Fakültesi-2016 (4 Yıl), Acil Durum ve Afet Yönetimi-2020 (2 Yıl), Afet Risk Yönetimi Yüksek Lisans-2024.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz