spot_img
Ana SayfaAileErdal Diktaş kimdir?

Erdal Diktaş kimdir?

1. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle herkese sağlık ve keyif dolu günler dilemek istiyorum. 1970, Erzincan doğumluyum. 1971 yılında İzmir’e taşınmışız; o günden bu yana iki yıl dışında ağırlıklı olarak İzmir’de yaşadım. Lise öğrenimimi Çınarlı Teknik Lisesi Elektronik Bölümünde 1984-88 yılları arasında tamamladım. Anadolu Üniversitesinde 1988-1990 yılları arasında Mimarlık okuduktan sonra Dokuz Eylül Üniversitesine yatay geçiş yaptım ve bölümü 1993 yılında bitirdim.

Ardından aynı üniversitede Mimarlık, Bina Bilgisi Anabilim Dalında yüksek lisans yaptım. Mimarlık diplomasını aldıktan sonra 2002 yılına kadar, son dört yılı kendi büromuzda olmak üzere, çeşitli mimarlık ofislerinde projelendirme, mimari ve grafik sunum teknikleri ile iç mekân ve mobilya tasarımı/imalatı üzerine çalıştım.

2. Sizi bu alana, yani mimarlığa çeken neydi?

İnsan mekândan bağımsız bir varlık değil; bizatihi kendi bedeni onun varoluş mekânı. Tüm toplumsal pratikler de öyle ya da böyle bir mekâna gereksinim duyuyor. Mekânların somutlaştırılması süreci; yalnızca yaratıcılık, tasarlama ve teknik üretim bilgisini değil, toplum ve onun özgül parçaları olan bireylerin de içinde olduğu toplumbilimsel ve psiko-toplumsal bilgiye sahip olmayı gerektiriyor.

Mekân ve mimarlık, bu bilginin meraklısı için değerli bir praksis alanı. Elbette bunu on sekiz yaşında mimarlık dünyasına adım atan genç bir insanken böyle anlayıp ifade edemezdim. Ancak bugün artan deneyimimle daha geniş bakabilme ve daha rafine ifade edebilme şansına sahibim.

3. DEÜ’de öğretim üyesisiniz. Kaç senedir bu mesleği yapıyorsunuz?

Dokuz yıl serbest çalıştıktan sonra 2002 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümüne araştırma görevlisi olarak girdim. Aynı üniversitede Fen Bilimleri Enstitüsü Kentsel Tasarım Programındaki doktoramı 2010 yılında tamamladım. 2018 yılına kadar yardımcı doçent, daha sonra da doçent olarak çalışmaya başladım ve görevimi günümüzde de sürdürüyorum.

4. Akademik kariyer yapmaya nasıl karar verdiniz?

Lise ve üniversite eğitimim ertesinde ağırlıklı olarak teknik konularda pratisyen olarak çalıştım. Ancak tüm bu pratiğin arka planında işleyen; onu şekillendiren, dönüştüren ve meşrulaştıran zihinsel/teorik süreçler ilgimi çekiyordu. Bu süreçleri anlamak ve açıklamak için en uygun ortam ise akademiydi.

5. Yüksek lisansınızı, doktoranızı ve doçentliğinizi hangi konularda yaptınız?

Mimarlık, Bina Bilgisi Yüksek Lisans programındaki tez çalışmam “İdeoloji, Söylem ve Mimari Eleştiri” üzerine oldu. Özellikle modern Türk mimarlığının gelişiminde önemli payları olan Arkitekt, Mimarlar Odası Dergileri ve Arredamento Mimarlık gibi yayınlardaki eleştirel yazını sorun alanı olarak ele alan bir yaklaşım üretmeye çalıştım.

Şehir ve Bölge Planlama Anabilim Dalı, Kentsel Tasarım Programında yaptığım doktora çalışmamda mekânın belirlenim süreçlerini zorunluluklar ve olumsallıklar üzerinden, özellikle ölçek bağlamında irdeledim. Doçentliğimi de yine kentsel tasarım alanında; kentsel dönüşüm, kamusallık ve mekânın üretim süreçlerinde katılım sorunu gibi konularda yaptığım çalışmalarla aldım.

6. Mesleğinizin zor ve zevkli yönlerinden bahseder misiniz?

Her meslek kendine has zorluklara, buna karşılık o mesleği sürdürmeniz için gerekli keyifli kazanımlara sahiptir. Mimarlık, kentsel tasarımcılık ve akademisyenliği birbirinden çok da ayırmadan değerlendirdiğimde; mekânların kullanıcısı olan toplumların, grupların ve toplulukların mekânla ilişkili gereksinimlerini anlamak büyük önem taşıyor.

Toplumsal mekâna ilişkin ritüellere, alışkanlıklara ve sembollere dair bilgiyi edinmek; bunu kısmen mühendislik gerektiren fiziksel bir mekâna ve dolayısıyla bir yaşantı alanına dönüştürmek düşünüldüğünden biraz daha zorlayıcı olabiliyor. Ancak yerinde, geçerli bir bilgi birikimine dayanılarak üretilmiş mimari ya da kentsel mekânların benimsenerek ve sevilerek kullanıldığını görmek, hatta onları tasarlayan kişiler olarak bizzat kullanmak işin en keyifli kısımlarından.

7. Öğretim elemanı olmak yaşamınıza neler kattı?

Deneyimlerinizi bilgiye çevirmek elbette çok önemli. Akademi ve paralelinde giden eğitim süreci ise konu ne olursa olsun; gerçekliği anlama, açıklama ve bunu olabilen en yalın, en anlaşılır haliyle başkalarına aktarma çabası olarak görülmeli.

8. Akademik çalışmalarınız ve diğer uğraşlarınız arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Sizi yormuyor mu?

Sevdiğiniz şeyleri yapmak ya da yaptığınız şeyleri sevmek, neresinden bakarsanız bakın insanı zinde tutan bir şey. Yorgunluk kaçınılmaz elbette, ancak tüm sporlarda olduğu gibi kendini yenileme süreçlerini de iyi kullanmak gerekiyor.

9. Bu mesleği seçmek isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

Meslekler durağan yapılar gibi gözükse de kişinin ilgi alanlarının farklılaşması; zamanın, mekânın ve toplumun değişmesi gibi pek çok dinamik ile farklılaşır, değişir ve dönüşürler. Bir başka deyişle benim mimarlık, kentsel tasarım uzmanlığı ve akademisyenlik sürecim kendi zamanım, mekânım, içinde bulunduğum toplum ve kişiliğimin bir sentezi olarak ortaya çıktı.

Ancak yine de mimarlık deyince yapı tasarlama, projelendirme ve üretme gibi görece belirgin, katı tanımlamayı kolaylaştıracak indirgenebilir yönleri de vardır. Yalnızca mimarlık veya akademisyenlik için değil, herhangi bir meslek dalı için kişilerin yetenekleri ve istekleri konusundaki farkındalıkları çok önemli. İstedikleri meslek ile kendileri arasında yoğun bir çakışma varsa bu onları mutlu ve başarılı kılabilir. Ancak mutlak reçeteler yoktur ve her kişi kendi deneyimini yaşamak durumundadır.

10. Sanata, özellikle de sinemaya ilginiz var. Nedeni nedir? Daha çok hangi tür filmleri seviyorsunuz?

Toplumun gerçekliği algılayışı ve kavrayışı üzerine çalıştığınızda bağlamın rasyonel ve irrasyonel alanlara doğru nasıl genişlediğini de görüyorsunuz. Sanat; estetik algı gibi oldukça karmaşık süreçleri içeren bir toplumsal etkinlik alanı. Bir sanat kolu olarak sinema ise mekân, zaman ve toplum gibi unsurları çok farklı biçim ve biçemlerde bir araya getiriyor.

Mekân ve algı üzerine yapılan çalışmalar, insanın özellikle sinema gibi bir alanda gerçek ile sanal arasındaki ayrımı kaçırdığını ve kendini gerçek sandığı bir ortama uyarladığını gösteriyor. Elbette sinemanın mekânı ve zamanı kullanımı, gerçek zamanın kısıtlarının çok ötesine geçmekte, hayal gücünü zorlamakta ve seyirciyi bambaşka boyutlara taşımakta. Bu durum olumlu yönde kullanıldığında yaratım özgürlüğü başta olmak üzere pek çok insani niteliği geliştirme potansiyelini barındırıyor.

11. Hangi STK’lara üyesiniz? Buralarda yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Birkaç sivil toplum kuruluşuyla ilişkim var. Kurucularından olduğum ve yönetim organında yer aldığım Bisikletli Ulaşımı Geliştirme Derneği (BUGEP)

bunlardan biri. Kentsel bisiklet kullanımını sağlıklı, güvenli erişilebilirlik bağlamında geliştirmek üzere gerek kamu gerekse özel kurum ve kuruluşlarla ortak projeler üretmeye, bunları hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Bisikletle ilgili bir diğer STK ise Eşpedal Derneği

. Görebilen pilotlar ve göremeyen ko-pilotların çift kişilik (Tandem) bisikletleri birbirlerine destek vererek kullandıkları tam bir sportif dostluk derneğidir. Gerek gündelik kent içi gezileri yapmak gerekse kent dışı görece uzak coğrafyaların keşfine hep birlikte çıkmak önemsediğimiz konulardır. Bunun yanında Gran Fondo gibi bisiklet yarışlarına ekipler halinde katılarak sportif rekabet ile sürüşleri daha da keyifli hale getiriyoruz. Engelli bireylerin katılım koşullarını sağlamak ve geliştirmek üzere ulusal/uluslararası düzeyde projeler için çaba gösterilmektedir.

Gönüllüsü olduğum bir başka dernek ise SAR (Search and Rescue – Arama Kurtarma). Bu dernek, farklı tür afetlerde AFAD ile koordineli çalışarak gereksinilen desteği vermeye çalışan özerk bir STK. Çok yakın bir tarihte katıldığım bu dernekte kentsel kurtarma alanında eğitim almaya devam ediyorum.

12. Sporla olan bağlantınız nedir? Hangi dallarda spor yapıyorsunuz?

Bisiklet çok uzun zamandan beri gündelik hayatımın bir parçası. Pandemi öncesinde koşmaya başlamış; 10K, 15K ve 21K gibi mesafeleri denemiştim. Pandemi sırasında kışın yüzmenin çok daha keyifli olduğunu keşfettim.

Pandemi ertesinde de bu üç bedensel ve zihinsel etkinliğe farklı ağırlıklarda da olsa devam ettim. Geçtiğimiz yıl sonunda Atina Maratonuna (42.2K), hemen ardından da Antalya Ultra’da 33K Trail koşularına katıldım. Kürsü görmek değil; keyifle, sağlıkla yarışı bitirmek gibi bir hedefim olduğu için dostlarımla birlikte gerçekten çok keyifli zamanlar geçirdim.

13. Seçme şansınız olsaydı başka hangi mesleği yapmak isterdiniz?

Hareket, hayatımın önemli bir parçası. Film, fotoğraf ve elbette bunların zihinsel, duygusal arka planına olan ilgim de büyük. Bunları daha fazla birleştirebildiğim bir meslek de hoşuma giderdi doğrusu.

14. Söyleşiyi sonlandırırken okuyucularımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Öncelikle meslek gibi kısıtlayıcı tanımlardan çok, her insanın kendini gerçekleştirmek üzere birtakım etkinliklerde bulunması gibi görece esnek bir yaklaşımım var. Bu durumda sürekli bir şeyleri hatırladığınız, buna yeni bir şeyler kattığınız ve kendinizi, çevrenizi sürekli olarak yeniden keşfedip kurduğunuz bir yaşam için çabalamak; tüm bu süreci betimlemek ve anlamlandırmak için daha yerindeymiş gibi geliyor. Dilerim tüm okuyucularımız da sağlıkla, keyifle bu süreçleri yaşıyorlardır ya da yaşayacaklardır.

spot_img
Firdevs SUBAY - ÇOCUKLARIN DÜNYASI
Firdevs SUBAY - ÇOCUKLARIN DÜNYASIhttps://kelimelerledokunmak.blogspot.com/?m=1
1971 izmir doğumluyum. Yazarım… Köşe yazarlığı yapıyorum. Çocuk hikaye kitapları yazıyorum. Kıbrıs, DAÜ’den mezunum. Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümü.
İLİŞKİLİ HABERLER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Reklam -spot_img
- Reklam -spot_img

Popüler