BAĞIMLILIK SONUÇ DEĞİL ÇÖZÜMDÜR…

0
1307

BAĞIMLILIK SONUÇ DEĞİL, ÇÖZÜMDÜR…

İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur. Alışkanlıklar da içinde bulunduğu şartların.

Şartlar demişken; alışkanlıkların şekillenmesinde içine doğduğun toplumun kültürünü, coğrafyanın etkisini, zamanın ruhunu, mekânı, karakteristik özellikleri ve genlerimizin bizden istediklerini de bu sürece eklememiz gerekiyor.

Peki, alışkanlıklarımızın olumlu ya da olumsuz, iyi ya da kötü olduğuna kim karar veriyor? Sakın beynimiz demeyin! Beynimizin böyle bir işlevi yok, çünkü kendisi etrafını göremiyor. Siz dışarıda gördüğünüzü ya da deneyimlediğinizi nasıl tanımlayıp ona söylerseniz, o da öyle kabul ediyor. Biz bu duruma düşünme diyoruz.

Düşünme; mantık ve soyutlama içeren, beynimizin farkına varmadığımız derin bir faaliyetidir. İnsan zihni fikir üretiyor ancak bu üretim, düşünme eyleminin sonucunda ortaya çıkıyor. Bu düşünme eylemini ise beynin üç ana bölümünden biri olan “neokorteks” adlı merkez yerine getiriyor. Üst düzey zihinsel işlemleri yürüten bu organ, milyonlarca nöronun kendisine getirdiği “bilgi” ile besleniyor.

Bu bilgi; sizin deneyimlerinizden, okumalarınızdan ve tanımlarınızdan oluşuyor. Bilgiye ulaşan nöron coşuyor; beslediği korteksi canlandırarak hayata katıyor. Bilgi ile beslenmeyen beyin ise işlevini yitirip atıl bir organa dönüşüyor. Tabii bu sürecin içinde, tam da Sigmund Freud’un ifade ettiği üzere, bilinçdışımız ve bastırılmış duygularımız da rol alıyor.

Öyleyse diyebilir miyiz ki bir eylemin yararlı ya da zararlı olduğuna beynimiz değil; içinde bulunduğumuz şartlar, toplumun yapısı ve bizim dışımızdaki birçok etken karar veriyor? Hatta biz bir eylemi beynimize, yani kendimize nasıl kabul ettirirsek, o eylem hayatımızda o kimlikle yer alıyor. Toplum açısından zararlı görünse de bizim için faydalı (!) bir hâle gelebiliyor.

Düşünmeyi, fikir üretmeyle sonuçlanan zihinsel bir süreç olarak tanımladık. Zihninde neyi beslersen ona dönüşürsün ve neyi kullanırsan onu güçlendirirsin. Bu nedenle hayatımızda faydalı şeyleri çoğaltacak düşünme yöntemini de öğrenmemiz gerekiyor. Bunun da en etkili yolunun, mantık temeline dayalı düşünce tarzını kavramak olduğu kanaatindeyim. Zira sorgulama yapmadan kabul ettiklerimiz alışkanlıklarımıza dönüşüyor; alışkanlıklarımız ise kaderimiz oluyor.

Değerli okuyucu…

Nefes almak değildir yaşamak! Eğer öyle olduğunu düşünüyorsan; bir parazit gibi, bir ot gibi yaşamak istersen bilgiye ve zıpkın gibi bir kortekse ihtiyacın yoktur. Burası çalışmadığı, korteksini bilgiyle beslemediğin zaman, hayatta kalmanı ve yaşamaya devam etmeni sağlamak için beyninin diğer bir bölgesi olan “amigdala” devreye girer. Yani hayvani içgüdülerinin merkezi olan o karanlık bölge…

Çok kolaydır amigdalanın kontrolünde yaşamak! Örneğin sana “oku” demez, “şiir yaz”, “ağaç dik, çiçek yetiştir” demez. Ya ne der? “Sana benzemeyeni imha et”, “senin gibi düşünmeyeni öldür, yok et” der. Kendisi gibi düşünüp hareket etmeyeni bir tehdit olarak algılayan bu bölge seni ele geçirir ve işte o zaman gerçekten bir “HAYVAN”a dönüşürsün. İşte köktendincilerdeki, teröristlerdeki, satanistlerdeki veya holiganlardaki kafa, tam olarak bu kafadır.

Demek ki faydalı düşüncelerimizin görünür hali olan eylemlerimiz, beynimizin nitelikli bilgilerle zenginleştirilmesinin sonucunda ortaya çıkarken; insanlığa, topluma ve bireye zararlı eylemlerimizin sonucu olan bağımlılıklarımız ise beynimizin olumsuz bilgilerle donatılması sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Peki, beynimiz neden zararlı olana bağımlılık geliştirir?

Etrafınızda mutlaka zararlı alışkanlıklara dair olumsuz örnekler görüyorsunuzdur. Uyuşturucu madde, alkol, tütün ve sigara bağımlılığı ya da doktor kontrolü dışında kullanılan ilaçlar gibi madde bağımlıları olduğu gibi; kumar, alışveriş, dijital oyun, teknoloji ve ekran gibi davranışsal bağımlılar da oldukça çoktur.

Tam da burada aklıma şu sorular takılıyor:

  • “İnsanlar bağımlı olduğu için mi acı çeker, yoksa acı çektiği için mi bağımlıdır?”
  • “Bağımlılık bir sonuç mudur, yoksa bir çözüm müdür?”

Bu soruların cevabı, aslında bu yazının kaleme alınma sebebidir. İkinci sorudan başlarsak; evet, bağımlılık bir çözümdür. Fakat uzun vadede bedelinin çok ağır ödendiği, işe yaramayan, yıkıcı bir çözümdür! Yanlış bir seçimin sonucunda, beynin olumsuzu yanıltıcı ve geçici bir çare olarak öğrendiği ama kolay olduğu için sürekli tekrarladığı bir çözümdür.

Birinci soruya cevap verecek olursak: Hepimiz, hayatımızın bir döneminde mutlaka bir şeye karşı aşırı yönelmişizdir. Bunun illa ki zararlı bir madde veya eylem olması gerekmez. Sosyal ortamlarımız, egzersizlerimiz veya durmak mümkün değilmiş gibi kendi dünyamızda var ettiğimiz meşguliyetlerimiz…

Neye aşırı bir şekilde yöneldiyseniz, bilinçaltınızda sizi rahatsız eden o sesin bir süreliğine kesildiğini, dindiğini fark etmişsinizdir. Ancak bir süre sonra o sesi yeniden duymaya başlarsınız; o ses içinizde yankılanmaya devam eder.

Dolayısıyla sevgili okuyucu, bağımlı olduğumuz için acı çekmeyiz; aksine, acı çektiğimiz için bağımlıyızdır. Zira içimizde susmayan o sesi dindirmek, çektiğimiz acıya geçici de olsa son vermek için beynimiz bağımlılık sürecini başlatır. Çünkü başka bir çıkış yolu bulamaz; acemidir, bu acıdan kurtulacak bir kılavuzu, bir aracı yoktur. Yalnızdır ve kimsesizdir. Beyin, hayatta kalma ve rahatlama refleksiyle kendisini en hızlı rahatlatan eylemi tekrar etmeye başlar ve neticesinde bağımlılığı doğaçlar.

Bu eylem, yaşanan dayanılmaz acıyı bir süreliğine susturur. Beyin ise acıyı yönetmek adına bu davranışı otomatikleştirerek devreden çıkar. Yani bağımlılık, beyin için bir çözüm yolu olarak bulunmuş ve yanlış da olsa benimsenmiştir.

Çoğumuz bağımlılığın yalnızca maddeyle alakalı olduğunu sanırız. Oysa asıl mesele psikolojik durumdur. Madde ortadan kalktığında veya o davranış gerçekleştirilemediğinde, bu yoksunluğun verdiği acıyla nasıl baş edeceğini bilemeyen kişi, yerine ikame edecek bir şey bulamadığında farklı ve tehlikeli yollara başvurmaktan çekinmez. O artık aklıyla ve iradesiyle değil; otomatikleşen uyaran-tepki ve alışkanlık sistemleriyle hareket eden bir makineye dönüşmüştür.

Psikolojide bu duruma “Negatif Pekiştirme” denir. Kişiyi rahatsız eden olumsuz bir durumun ortadan kalkması, o davranışı zihinde hem meşrulaştırır hem de güçlendirir. Velhasıl beynimiz sadece iyi alışkanlıklarımızı değil, bizi aşağı çeken davranışları da otomatikleştirir. Çünkü bizi o an rahatlatan şey, beynimiz için bir acil durum çantasıdır.

SON SÖZ…

Beynimizi beslememiz ve bunun için de sürekli yeni şeyler öğrenmemiz gerekiyor. Zararlı bağımlılıklardan ancak ve ancak “OKUMAK” yöntemiyle korunabiliriz. Elbette burada sadece kitaptan bahsetmiyorum; hayatın okunmasından, sorgulanmasından ve bir amacın olmasından bahsediyorum.

Kader, seçim demektir. Ve biz bu seçimlerimizi beynimizin hangi bölgesiyle yapıyorsak, doğacak sonuçlara da hazırlıklı olmalıyız. Beynimiz bize sürekli mesaj gönderir ve der ki: “Bende iyi-kötü, güzel-çirkin, faydalı-faydasız diye sizin tarafınızdan belirlenmiş her türlü eylemin kaynağı mevcuttur. Hangisini beslersen ben sana onu sunarım. Talebin neyse arzım o olacaktır.” Yani önünüze konulan fatura, kendi eylemlerinizle şekillendirdiğiniz bir seçim listesidir.

Alışkanlıklarımızın çocuğuyuz dedik ya; evet, bağımlı olduğumuz her ne ise eksikliklerimizden kaynaklı ona sığınır, hayatın bilinmezlerine kendimizce anlam üreterek çare buluruz. Ancak, çare gördüğümüz bu seçimler hayatımızı daha da kötüleştiriyorsa, bizi normal olandan uzaklaştırıyor, hayat kalitemizi düşürüyor, maddi/manevi zarar veriyorsa düşünmek gerekiyor. Hatta, “bir dur bakalım!” demek gerekiyor. Çünkü eksik olabiliriz ama yetersiz değiliz. Her sorun kendi mevcudiyeti içerisinde çözülebilir. Zorlukların ortaya çıkması sizin seçiminiz olmayabilir ama gerekli iradeyi gösterip göstermemek, teslim olup olmamak sizin tercihiniz olacaktır.

Kaosun değil, kozmosun hâkim olduğu bir dünya için aklımızı doğru kullanmak isteğiyle; bol okumalı, afetsiz günler dilerim…

Önceki İçerikAfetlerde İnsan, Zarar ve Müdahale
Sonraki İçerikÇALIŞKAN İNSANLAR NEDEN SEVİLMEZ?
Hüseyin KANZA - ORTAK PAYDAMIZ AFETLER
HÜSEYİN KANZA1970 K. Maraş / Afşin doğumludur. Gaziantep Teknik Lise Elektrik Bölümü, Bursa Polis Okulu Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi, Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Afet Risk Yönetimi Yüksek Lisans mezunu Halen Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümünde öğrenimine devam etmektedir. Vatani görevini yedek subay (Komando Asteğmen) olarak Siirt-Pervari’de tamamladı. 1993 -2005 yılları arasında Bursa, Bitlis, Malatya ve Konya İl Emniyet Müdürlüklerinde Polis Memuru olarak görev yaptı. İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Görevde Yükselme Sınavını kazandı ve 2005 yılında Hatay Emniyet Müdürlüğüne Sivil Savunma Uzmanı olarak atandı. Hatay Defterdarlığı, Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü, Bursa Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birlik Müdürlüğü, Bursa AFAD ve Bursa İl Özel İdaresinde Sivil Savunma Uzmanı ve Şube Müdürlüğü ile Nizip Çadırkent Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremlerinde Adana, Kahramanmaraş, Malatya ve Hatay illerinde 6 ay görev almıştır. 2020 yılında "Ortak Paydamız Afetler", 2025 yılında "Türkiye'de Afet Yönetim Sistemi Sorunları" isimli kitapları yayımlanmıştır. Bursa ve Kahramanmaraş’ta yayımlanan gazete ve dergilerde, afet ve acil durumlarla ilgili köşe yazarlığı yapmakta olup evli iki çocuk babasıdır. Halen Bursa İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görevine devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz