KİM ÇOK AĞLAYACAK?
Sedat Ergani-Acil Gündem Gazetesi
Afetler ve kazalar meydana geldiğinde çok yönlü zararlar ortaya çıkar. Ancak bu zararı en ağır yaşayanlar, olayın doğrudan etkilediği afetzedelerdir.
Yakınını, evini, komşusunu, yaşadığı çevreyi, hatta yıllar boyunca biriktirdiği anılarını kaybedenler onlardır.
Bu nedenle en çok ağlayan da, en büyük acıyı yaşayan da afetzedelerdir.
Kim ne yaparsa yapsın, hangi kurum ne kadar yardım ederse etsin, eski düzeni aynen geri getirmek çoğu zaman mümkün değildir.
Bir yangında evini kaybeden bir kadının çaresizlik içinde yerde diz çökmüş olarak ağladığına şahit olmak, insanın yüreğini yakar.
Hele biraz empati yapabiliyorsanız…
“Acaba benim evim yansaydı ne hissederdim?” diye düşünüyorsanız, o acıyı uzaktan izlemek bile kolay değildir.
Evi yeniden yapılabilir.
Maddi kaybı karşılanabilir.
Eşyaları yeniden alınabilir.
Ama yaşananların bıraktığı iz kolay kolay silinmez.
Yara kapanır belki ama izi kalır.
Çünkü afetler ve kazalar çoğu zaman beklenmedik bir anda gelir. Aniden gelişir, yakar, yıkar ve gider.
Fakat sonuçları yaşayan insanlar, o sonuçlarla bazen ömür boyu yaşamak zorunda kalır.
Her afet bölgesine girdiğimde neyle karşılaşacağımı az çok bilirim. Buna rağmen ilk yıkıntı görüntülerinde gözlerim dolar.
Çünkü orada sadece yıkılmış binaları görmem.
O enkazın arkasında kalan hayatları düşünürüm.
Bir evin içinde yarım kalan anıları…
Bir annenin çocuğunu…
Bir babanın ailesini…
Bir insanın yıllarca emek verdiği hayatını…
İşte asıl yıkım budur.
PEKİ, SORUMLU Kİ?
Afetlerin sonuçlarında devletin, kurumların ve yerel yönetimlerin sorumlulukları elbette vardır.
Ancak bütün sorumluluğu devletten yüklemek de doğru değildir.
Biz vatandaşların da sorumluluğu büyük.
Afet olmadan önce önlem almak, yaşadığımız yapının güvenliğini sorgulamak, aile afet planı yapmak, temel afet bilgilerini öğrenmek ve acil durumlara hazırlıklı olmak bizim görevimizdir.
Hatta kurumların afetler meydana gelmeden önce üzerlerine düşen görevleri yapmasını istemek ve takip etmek de vatandaş olarak sorumluluğumuzdur.
Çünkü afet olduktan sonra “Keşke…” demenin kimseye faydası yok.
Asıl mesele, afet gelmeden önce ne yaptığımızdır.
KENDİ KENDİMİZİ KURTARABİLMEK
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Bir afet olduğunda beni kim kurtaracak?”
Elbette devlet, arama-kurtarma ekipleri, sağlık ekipleri ve gönüllüler ellerinden geleni yapacaktır.
Ama ilk dakikalarda çoğu zaman herkes kendi bulunduğu yerdedir.
Bu nedenle afetlere hazırlık sadece kurtarılmayı beklemek değildir.
Kendi kendimizi kurtarabilecek bilgiye, beceriye ve hazırlığa sahip olmaktır.
Unutmayalım;
Afet olduğunda en çok ağlayanlardan biri olmamak için, afet olmadan önce üzerimize düşeni yapmalıyız.
Çünkü afetler ne zaman geleceğini söylemez.
Ama biz onlara karşı hazırlıklı olabiliriz.

